Çok Şükür, Sudan’da Yargıç Değilim

‘Dünyanın en saygın mesleğine mensup olup da adaletin gereğini yerine getiremediğim yirmi yıl sanki cenderede geçti. Beyefendinin keyfine göre, kendi vicdanımı yok sayarak verdiğim yüzlerce karar var. Her kararla yaptığım haksızlığın utancını kimi zaman evimde odama kapanarak döktüğüm göz yaşlarıyla yaşadım. Sahipsiz günahsız insanların ahını acısını hep yüreğimde duydum, onca yıl her gün biraz daha dertlenerek eridim.

Sona geldik şimdi.
Bizim soysuz, doymaz bir iştahla binlerce insanın malını gasbetti, yığınla günahsızın canına koydu, hayatlarına kasdetti; her işe yalan dolan hile katarak koyun gibi uysal bir milleti isyan ermek noktasına getirdi.. Gösteriler, direnişler, saldırılar başladı. Caddeleri basan insan seli sokaklardan tarlalara, oradan okullara camilere taştı. Adamın askeri polisi coplarla, sopalarla, tanklarla durdurmaya çalıştı. Polis kalabalıklara ateş açtı. Onbinlerce kişi yaralandı, çocuk kadın demeden binlerce kişi de öldürüldü. Her gece insan seli bir gece öncekinden daha çok doldurdu caddeleri. Sonunda bir gece devran döndü. Zorba sarayından alındı, kelepçelendi, iki asker arasında bilmediğimiz bir yere götürüldü. Sarayı adamlarına tutuk evi oldu. Ben de bin yüz odalı sarayda büyücek bir odada on üç gündür göz altındayım. Beyefendi gitti, onun kirinden, kibrinden gazabından kurtulduk, ama kendi vicdanımızın azabından kurtulamadık. Elbette bize hesap soracaklar. Haklılar. Uzun yıllardır biliyorduk. O kadar pervasızlık, haksızlık karşılıksız kalmazdı kalamazdı, kalmamalıydı. Şimdi mahkemeye çıkacağım günü bekliyorum. Adaletsizlik o kadar doğal geliyor ki artık bana, karşısına çıkarılacak olduğum yargıçlardan adalet beklemek de artık gelmiyor aklıma. Yine de evdeki kitaplarımdan birkaçını istedim, iki asker bir karton kutuda getirip odanın ortasına bıraktı. Kapıdan çıkarken ikisi birden dönüp bana adeta tiksinerek baktı. İçinden geçenleri düşünmeye dayanamadım. Yine de Hitler zulmüne yardakçı adamların savunmalarını okuyorum dünden beri, güya savunma hazırlayacağım. Bir yandan da onca yıl kara bir leke gibi içimde taşıdığım zilletle baş etmeye uğraşıyorum. Bu arada, şaşırdığım bir şey oldu: içimdeki ağır sızı korkuyla nakşetmiş bir kalp ağrısı gibi devran döndüğü günden beri artıyor. Bunu her gece daha çok hissediyorum. Zayıflıktır biliyorum ama yine de yazacağım: Saymadım kaç kez intiharın eşiğine geldim iki haftadır. Her defasında yaşamak hevesi ağır bastı. Zilletle olsa da, hücrede olsa da. Şimdi ise hesap verirken Hitlerin subayları gibi kendimi ‘korktum, zorbanın gazabından korktum’ diye savunacak olmak bana ağır geliyor. Utanıyorum. Herkesten ve kendimden utanıyorum. Hemen ölmek isteyecek ve ölmekten başka şey istemeyecek kadar çok utanıyorum kimi zaman.

Dün gece sabaha doğru divanda yatarken kararımı verdim: ‘Yaptıklarımın savunulacak yanı yok, ancak ölüm paklar beni, hemen idamımı talep ediyorum, diyeceğim ilk celsede. En temizi bu.’

İyi ki de Sudan’da zorbanın ülkesinde yargıç değilim. Orada muhtemelen şimdi bunları düşünen yargıçlardan biri olurdum. Geceler boyunca kendimi böyle yargılamak herhalde ölmekten beter olurdu.
Evet. Şükür ki zorbanın ülkesinde yargıç değilim.
13 Nisan 2019

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir