Köylüleri Öldürmek Deyince

Dicleden sevgili arkadaşım Ibrahim Karabıyık dün gece kısacık ve güzel bir yorum yazmış üç gün önce paylaştığım şiire. Köylüleri öldürmek değil köylülüğü aşmak gerekiyor diyor. Ve ekliyor: O da eğitimle olur.

Yığınla beğeni aldı bu şiir, paylaşanlar da oldu. İlk yorum ise İbrahim’den geldi. İyi ki de geldi, çünkü şiiri okurken aklımdan geçenleri yazma fırsatı verdi bana. Ona şunları yazdım:
Köylülük sadece köylülerin karakteri değil elbette. Hatta köyde yaşamasına karlılık cehaletin pençesinden kurtulmuş olan çok ama çok kişi var. Kaldı ki, hiçbir cehalet öldürülmeyi haklı kılmaz, hatta bir hayatı yok etmek için hiçbir neden geçerli olamaz. Hayat kutsaldır.  Bütün şiirlerini severek okuduğum şair de bence böyle bilir bunu.

Yazmışken bir başka konuya daha değineyim.
Her şiiri her birimiz farklı okur, farklı anlamlandırırız. Bunu herkes bilir de, bu gerçek aklımıza gelmez. Ben bu şiiri nasıl okudum? Onu yazayım.
Bu dizelerde, değişimi engelleyen, birlikte yaşamayı zorlaştıran, adalet düşüncesinden nasipsiz bir kör duruşa duyulan tepkiyi okudum. Belki ilk bakışta görülmeyen başka bir hoşluk, bir tür ustalık da sezdim şiirde. Dizeler arasında o köylülük duruşunun nobranlığı var gibi geldi bana. Böylece şiirin özü dediğim biçimle bütünleşmiş. Onun içinde nerdeyse erimiş.

Bence şiirdeki öz işte o sert eleştiridir, dillendirilen öfkeli ve derin tepkidir. Yoksa, sevgili Şükrü Tekbaş’a bir tavuk versen kesemez, birini köylüdür diye, ya da şu veya bu nedenle öldürmek akla vicdana sığacak iş değildir, şiir  şiir dediğimiz de bir söz sanatıdır zaten. Onu bir niyet veya eylem planı olarak görmek elbette gerekmez.

İbrahim’e yazdıklarımı birkaç düzeltme ve değiştirme ile buraya almam sebepsiz değil: Bu satırların şiire ilişkin içerikli düşüncelerin açıklanmasına çanak tutmasını diliyorum.

Mesela, köylüler veya işçiler gibi bir kitleyi kurtarmak mümkün müdür? Eğitim deyip dururuz, ama eğitimsiz değişim hiç olmaz desek de bir başına eğitimle değişim gerçekten ne kadar mümkündür? Her zaman mümkün müdür? Şiir bu konularda yığınla düşünceyi uyarıyor kafamda. Siz ne dersiniz? Hadi şiire bir kez daha yakından bakalım.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
Çünkü onlar ağır kanlı adamlardır
Değişen bir dünyaya karşı
Kerpiç duvarlar gibi katı
Çakır dikenleri gibi susuz
Kayıtsızca direnerek yaşarlar.
Aptal, kaba ve kurnazdırlar.
İnanarak ve kolayca yalan söylerler.
Paraları olsa da
Yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
Her şeyi hafife alır ve herkese söverler.
Yağmuru, rüzgarı ve güneşi
Bir gün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
Düşünemezler…
Ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
Topraklarını büyütmeye çalışırlar.
Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
Çünkü onlar karılarını döverler
Seslerinin tonu yumuşak değildir
Dışarda ezildikçe içerde zulüm kesilirler.
Gazete okumaz ve haksızlığa
Ancak kendileri uğrarlarsa karşı çıkarlar.
Adım başı pınar olsa da köylerinde
Temiz giyinmez ve her zaman
Bir karış sakalla gezerler.
Çocuklarını iyi yetiştiremezler
Evlerinde, kitap, müzik ve resim yoktur.
Bir gün olsun dişlerini fırçalamaz
Ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar.
Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler.
Birbirlerinin evlerine ancak
Ölümlerde ve düğünlerde giderler.
Şarkı söylemekten ve kederlenmekten utanırlar
Gülmek ayıp eğlenmek zayıflıktır
Ancak rakı içtiklerinde duygulanır ve ağlarlar.
Binlerce yılın kalın kabuğu altında
Yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.
Aldanmak korkusu içinde
Sürekli birbirlerini aldatırlar.
Bir yere birlikte gitmeleri gerekirse
Karılarından en az on adım önde yürürler
Ve bir erkeklik işareti olarak
Onları herkesin ortasında döverler.
Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
Çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
Kendilerinden olanlarla alay edip
Tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
Devlet, tapu dairesi, banka borcu ve hastanedir.
Devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.
Yiğittirler askerde subay dövecek kadar
Ama bir memur karşısında -bu da tuhaftırEzim ezim ezilirler.
Enflasyon denilince buğday ve gübre fiyatlarını bilirler.
Cami duvarı, kahve ya da bir ağaç gövdesine yaslanıp
Onbir ay gökyüzünden bereket beklerler.
Dindardırlar ahret korkusu içinde
Ama bir kadının topuklarından
Memelerini görecek kadar bıçkındırlar
Harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez
Şehre giderler!
Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
Çünkü onlar otobüslerde ayaklarını çıkarırlar
Ayak ve ağız kokuları içinde kurulup koltuklara
Herkesi bunalta bunalta, yüksek perdeden
Kızlarının talihsizliğini
ve hayırsız oğullarını anlatırlar.
Yoksulluktan kıvrandıkları halde, şükür içinde
Bunun, Tanrının bir lütfu olduğuna inanırlar.

Ve önemsiz bir şeyden söz eder gibi, her fırsatta
Gizli bir övünçle, uzak şehirdeki
Zengin bir akrabalarından söz ederler.
Kibardırlar lokantada yemek yemeyi bilecek kadar
Ama sokağa çıkar çıkmaz sümküre sümküre
Yollara tükürürler..
Ve sonra şaşarak temizliğine ve düzenine
Şehirde yaşamanın iyiliğinden konuşurlar.
Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
Çünkü onlar ilk akşamdan uyurlar.
Yarı gecelerde yıldızlara bakarak
Başka dünyaları düşünmek gibi tutkuları yoktur.
Gökyüzünü, baharda yağmur yağarsa
Ve yaz güneşleri ekinlerini yetirirse severler.
Hayal güçleri kıttır ve hiçbir yeniliğe
-Bu verimi yüksek bir tohum bile olsaSonuçlarını görmeden inanmazlar.
Dünyanın gelişimine bir katkıları yoktur.
Mülk düşkünüdürler amansız derecede
Bir ülkenin geleceği
Küçücük topraklarını ipoteği altındadır.
Ve birer kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden
Zamanın derin ırmakları önünde…
KÖYLÜLERİ, SÖYLEYİN NASIL KURTARALIM
Şükrü Erbaş

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir