(Dünya Gazetesinde 19.7.2014 tarihinde yayınlanmıştır.)
Kamu harcamalarının son yıllardaki yapısı ve seyri ekonomik ve toplumsal gelişme açısından
endişelerin artmasına neden olmaktadır. Özelleştirme uygulamalarının aksine aşağıda bazı
örneklerini verdiğimiz yollarla devletin ekonomik ve sosyal hayatın içinde daha fazla rol oynaması
uzun vadede ekonomik, sosyal ve hukuki sorunları beraberinde getirmektedir. Kısa vadede
rahatlama sağlayan kamu kaynaklarının karşılıksız olarak bireylere aktarılması uzun vadede ise
bağımlılık ve verimsizlik yaratmaktadır.
1) Kamu ihalelerinin artan hacmi
2013 yılında mal ve hizmet alımı dolayısıyla kamu idarelerinin bütçesinden işletmelere yapılan
ödemelerin toplam tutarı yaklaşık 120 milyar TL’dir. Söz konusu tutarın büyüklüğü ihalelerde
meydana gelebilen suistimallerle birlikte dikkate alındığında ciddi sorunlar doğurmaktadır. Kamu
ihalelerinin hacmindeki artış son yıllarda yeterli ihtiyaç analizi olmadan yapılan düzenlemelerle
işlevi belirsiz ve kurumsal yapısı tartışmalı olarak çok sayıda kamu idaresinin kurulmasının da bir
sonucudur.
Kamu idarelerinin sayı ve hacmindeki artış hem kamu personeli sayısının hem de kamu
kaynaklarında suistimal risklerinin artmasına neden olmuştur. Kamu ihalelerine bağımlılık ise
işletmelerin yeni pazar arayışı ve verimlilik için çaba göstermelerine engel teşkil etmektedir.
2) Kamu personelinin sayısında aşırı artış
2002 yılında kamu personeli sayısı yaklaşık 2 milyon kişi iken bu rakam 2014 yılında yaklaşık 3.2
milyon kişiye erişmiştir. Bu durum, ortalama hane halkı sayısının 4 kişi olduğu dikkate alındığında
yaklaşık 12.8 milyon kişinin gelirinin kamudan sağlanması anlamına gelmektedir.
Kamu personelindeki aşırı artışa paralel olarak da personel harcaması tutarı ise yaklaşık 111 milyar TL’ye erişmiştir.
Devletin istihdam kapısı olarak görülmesinin sonucu olarak personel sayısındaki aşırı artış liyakat
ilkesinin dikkate alınmamasıyla birlikte düşünüldüğünde hem kamu personeli hem de devlet
açısından sorunlar doğurmaktadır.
3) Sosyal yardımlarla hayatını idame ettiren kişilerin çokluğu
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı verilerine göre sosyal yardımlardan yararlanan kişi sayısı 6 milyon
370 bin 100’dür. 2013 yılında devlet bütçesinden yapılan sosyal yardımların tutarı ise 75.1 milyar
TL’dir. Bu tutar kişi başına sosyal yardım tutarının aylık yaklaşık 1.000 TL’ye ulaşması anlamına
gelmektedir. Bu rakamın 846 TL olan net asgari ücretten daha fazla olması gelir elde etme amacıyla
çalışmayı anlamsız kılmaktadır.
4) Sendika aidatlarının devlet tarafından ödenmesi
375 sayılı KHK gereğince sendika üyesi kamu personeline toplu sözleşme ikramiyesi adı altında aylık
ortalama 15 TL (2015 yılında 20 TL) ödeme yapılmakta ve bu tutar personelden kesilip ilgili
sendikaya aktarılmaktadır. Bu durum, sendikalı kamu personeli sayısının 1 milyon 468 bin 21 kişi
olduğu hesaba katıldığında her yıl yaklaşık 264 milyon TL’nin (Memur-Sen’e 140 milyon TL, KamuSen’e 80.1 milyon, KESK’e 43 milyon TL) devlet bütçesinden sendikalara aktarılması anlamına
gelmektedir. Gelir kaynağı tamamen devlet tarafından karşılanan sendikaların ise devlet ile toplu
sözleşme görüşmelerinde dirayetli olmaları ve gerçek anlamda sivil toplum kuruluşu olarak faaliyet
göstermeleri beklenemez.
5) Devlet Bütçesinden Sivil Toplum Kuruluşlarına Yapılan Yardımlar
2013 yılında dernek, birlik, kurum, kuruluş, sandık gibi “sivil” toplum kuruluşlarına yardım adı
altında devlet bütçesinden 1.6 milyar TL aktarılmıştır. Kendi üyelerince karşılanması gereken söz
konusu tutarın devlet bütçesinden karşılanması hem söz konusu kuruluşların gelişmesine hem de
etkin bir baskı grubu olarak faaliyet göstermelerine engel teşkil etmektedir.
Sonuç
Birey ve kurumların devlet kaynaklarına bu şekilde bağımlılığı demokratik kurum ve işleyişi ciddi
şekilde zayıflatmakta, üretim, verimlilik ve katma değer yaratmayı engellemekte ve sonuç olarak
ekonomik sistemin kendi kendini tüketmesi sonucunu doğurmaktadır.
Bu bağlamda, ekonomide ve devlet imkanlarında bir anda veya nihayetinde meydana gelecek
daralma söz konusu birey ve kurumların ekonomik varlığının ciddi şekilde zarar görmesine sebep
olacaktır. Bu nedenle özelleştirme uygulamaları ile ortaya konulan liberal ekonomi politikalarıyla
tutarlı olarak, kamu harcamalarının sosyal devlet kavramı sulandırılmadan ekonomi, adalet ve
hukuk ilkeleri çerçevesinde yapılmasına dikkat edilmesi gerekmektedir.


