Belediyelerin mali yapısı öylesine bozulmuş ki, diye yazmış Yusuf Sabri Dişli kardeşim, alacaklı müteahitler para tahsil edemeyince çareyi iflas edip kaçmakta arıyor. İflas sonrası çarpan etkisi, piyasadaki küçük ölçekli işyerlerinin kapanmasına neden olacak gibi! Bu tabloya rağmen, kaynaksız seçim vaadleri havada uçuşuyor. Şahane bir gözlem, müthiş bir tesbit.
Eklemek gerek:
Durum yerelde böyle de, genelde farklı mı? Kesinlikle değil. Vaadler, israf ve peşkeş (hırsızlığı hatır için yok sayalım) o seviyeye ulaşmış durumda ki kaynak yetmiyor; devlet içerden dışarıdan aşırı borçlanıyor. Faizler ve enflasyon yükseliyor. Bütçemizin yüzde onundan fazlası faize gidiyor.
Tüketim dışında bir alandan vergi almak ise günümüzde çok ayıp ve günah. Derken, zengin daha zengin yoksulun ise canı çıkıyor.
Sonuç: Kriz.
Türkiye, kimseden bir şey almadan seçmenine ve yandaşa devletten vererek iktidarını sürdürmek için her türlü düzeni kuran politikacı cenneti. Buna popülizm veya ahbap çavuş kapitalizmi demek az gelir. Devlet malını, kamu çıkarını kazandığı savaşın ganimeti sayıp yandaşa ve başka çapulculara yağmalatma havası var çünkü. Bu yüzden ülke gelecek kuşaklar için cehennem olacak.
Bu aşikar gerçeği, görmezden gelip vatan millet, din devlet, diyerek gururlanıp beka meselesi diyerek ahlanarak vahlanarak güya insanca veya kendi halinde yaşamak ne kadar güzel.
Bir gözü kör, iki kulağı sağır, nutku tutulmuş dilsiz şeytanlar olarak… Asıl kriz işte bu ahlak krizidir.


