Marquez hiç masaj yaptırdı mı acaba?
Yılın ilk günü, sabahın kör saatinde aklıma gelen soruya, ardından gelen tuhaf düşüncelere bir bakar mısınız?
Bir uçak yolculuğu sırasında yanındaki koltukta oturan alımlı bir kadını anlattığı onun nefis öyküsünü sanırım yirmi yıl kadar önce okudum. Dün neler yedim, tam hatırlamıyorum ama öykü, genel çizgileriyle, tonu ise gayet berrak olarak hala aklımda.
Marquez bir duygu sihirbazı, eşsiz bir anlatım ustası. Sanki hep yazmak için yaşadı.
Genç kadının görünüşünden başlar o öyküye, tüm yolculuk boyunca kendisine tamamen kayıtsız kalmış olan delici bakışlarına, zaman zaman uykuya daldığında bir peri güzelliğinde uyuyuşuna, her hareketindeki kıvamın güzelliğine varıncaya kadar, kırk yıllık aşığıymış gibi inanılmaz bir duyarlıkla ustalıkla anlatır onu.
Kadın bir kez bile dönüp bakmaz, birkaç saat süren yolculuk boyunca kendi dünyasındadır.
Koltuğunda kaygısız kayıtsız otururken kadın, yazar onun çağrıştırdığı duyguları, onunla paylaşmayı hayal ettiği bir yığın şeyi, çoğu mahrem olmayan türlü çeşitli güzelliği, çok özel bir dünyada gerçekten yaşamışlar gibi müthiş bir akıcılıkla tatlı tatlı sergiler. Uçak iner, aralarında bir selamlaşma hatta bir bakışma bile olmadan her biri kendi yoluna gider.
O kayıtsız kadının yanı başındaki varlığını tadına doyulmaz bir şölene dönüştüren Marquez eğer hayatında bir kez olsun masaj yaptırdıysa, diye merak etmemin iyi bir sebebi var: Ona masaj yapan diyelim ki kadını nasıl yazardı acaba? Muhtemelen uzak doğudan ufak tefek olmasına karşın mahrem olmayanlar dahil her dokunuşu ile sıra dışı lezzetler yaratan, her parmağında binbir marifetle tenine sıra dışı hazlar sunan, karşısında çırılçıplak soyunduğu o işini profesyonelce yapmaya çabalayan kendi halinde, gösterişsiz ve her şeyiyle düz kadını nasıl anlatırdı acaba?
Mutlaka onu çok daha alımlı görürdü, pek kendi halinde kalmadığını düşünür öyle yazardı. İki saatlik o işi on beş yirmi dolar almak hatırına değil, on dört aylık bebeğine konfor vermekten başka hiçbir tasası olmayan özverisi sınırsız bir anne şefkatiyle ve yüreğinden taşan bir sevgiyle zevk almak ve zevk vermek için dokunduğunu söyletirdi ona. Ağız dil bilmeyen ağlak yüzlü ve çaresiz görünen
birinden ziyade, zeka pırıltıları ile çifte anlamlar üretmekten hoşlanan, dilini de parmakları gibi ustalıkla kullanan, sınırlarda oynaşmayı sevecek kadar güvenli, korkularını çoktan aşmış, arsızlığı edebe sığdıran bir afet-i devran yaratırdı ondan. Göğüslerindeki kaslara dokunurken ışıldayan gözlerini gözlerine diktiğini hayal edip anlatırdı belki. Kalçaları titrerken veya kaza süsü verme zahmetine bile girmeden göğüslerini bacaklarını arada bir fettanca eline koluna hafiften değdirdiğinde yaşadığı cinsel hazzın ötelerine geçen büyük coşkuyu anlatırdı. Masaj masasına uzanıp kendini ona teslim etmesiyle birlikte, zihninde yayılan aydınlık ve sımsıcak bahar güneşi ile tomurcuklanıp serpiliveren benzer keyifleri, o hazların mevsimler boyunca büyüttüğü güllerle yasemenlerle bezenmiş uçsuz bucaksız çiçek bahçelerini, gevşeyen bedeninde parmaklarla birlikte gezinen dinginliğin ardından ruhunda kopan kasırgaları nasıl incelikle, nasıl zarafetle anlatırdı. Belki öykünün sonunda, kadının esas mesleğinin araba tamirciliği iken son seçimlerde belediye başkanı olan kocası sayesinde belediyenin finans işleri müdürlüğünü yürüttüğünü, Anadolu’daki zikir hocaları gibi hamamda masajı sırf zevk vermekten zevk aldığı için yaptığını okurduk. Adamın kadına körkütük aşık olması ile birlikte öykünün sonu hüzünle bitecek bir romana dönüşeceğini sezdirecek noktada durur, dahasını belki yazmazdı artık Marquez.
Aşkla dokunmanın ilgisi aşikar.
Ten uyumu, kafaların birbirini tutması, huzurdan beslenen hayranlık da ilişkilerin ve mahremiyetin kurucu unsurlarından, aşka giden yolun döşeme taşlarından. Dahası var. Sevişme öncesi karşılıklı masaj, ilişki ustalarının hararetle önerdiği bambaşka bir güzellik, şimdi yazarken geldi aklıma.
Demek ki yüzeyde gördüğümüzden çok daha fazla, hatta köklerimize kadar inen bir sihri var masajın. Temastan, dokunuştan, aynı türden karşılık beklemeyen ilgiden alıyor gücünü. Dilin sohbetin yokluğunda bile, birinin salt elleriyle bedenimize odaklanmasının verdiği olağan üstü hazzı bütün derinliğiyle anlamak lazım.
Masaj masasında onlarca evlenme teklifi almış epeyce alımlı ve oylumlu dokunma, ovma, okşama ustasının evliliklerinde pek de mutluluk bulamamış olması nedendir peki? Muhteşem ruh bilimcilerin, çok başarılı psikologların bile kendi eşlerini, sorunlu müşterilerini dinledikleri gibi can kulağı ile dinlemedikleri gerçeğine benzer bir alay şeyden sonra yine ve tekrar o kadim soru çıktı geldi:
Aslında ve gerçekten kime, neye, niye aşık oluruz biz?
Hoş geldi yeni yıl, yine eski sorulara yeni cevaplar arayarak yaşayacağız elbette.


