Bizim dertli hava alanını üç kez selden sonra bu kez de arıların bastığı gün internette bir haber okudum. Devlet iki kızıl geyiğin vurulması için ihale açmış. İhale kapalı zarf usulü yapılacakmış. Önerilen ilk bedel geyik başına 14 bin liraymış.
Ülkemizin en güzide yatırımına karşı arıların saldırısını nasıl püskürttüğümüzü de, bunun kaç kovan bala, zamanında tozlanmamış kaç milyar çiçeğe mal olduğunu da doğrusu düşünmedim. Oraya inen kalkan uçakların kuş yollarını kesmesi sebebiyle telef olan güvercinlerin hesabını tutan da yok elbette. Ama geyiklerle ilgili bu üç satırlık bilgi, geyik öldürme ihalesi işini kafamda nedense şıp diye resimledi: Adını yeni duyduğum bu kızıl geyikler herhalde çok tehlikeli olmalıydılar, yakalanıp mesela bir hayvanat bahçesinde bakılmaları hayvan haklarına saygısı olan bir toplumda hayatın olağan akışına uygun, akla mantığa çok daha yakın bir çözüm olurdu; ama bize tabii ki uymazdı; çünkü bunu yapmak çok zordu, biz kestirme çözümleri severdik ya da hayvanları yakalamak çok tehlikeli bir işti, devlet güvenliği söz konusu değilse biz insan hayatına çok değer verirdik. O nedenle bu koca geyiklerin, köpek öldürür gibi halledilmeleri şarttı, bunun için de işin ehline ihale edilmesi gerekiyordu.
Mesleklerinin erbabı olması gereken orman koruma görevlilerinin görev tanımında böyle bir kanlı iş belki yer almıyordu ya da bu işi becerecek donanımda değildi; zaten güzelim ülkede işinin gerektirdiği donanıma sahip olmak nadir rastlanan, neredeyse ayıp günah sınıfında ve hatta suç sayılacak münasebetsiz bir durumdu artık. Böyle düşündüm ve geyik öldürme işi için erbabından hizmet alınmasına yönelik görünen ihaleyi ilk bakışta pek de yadırgamadım.
Ama yine de fesatlık etmeden duramadım: Bu ihaleye katılacak olanların işi yapma yeterliliğine ilişkin koşulları merak ediyordum. Avcılara veya kasaplara düşer bu iş herhalde diye düşündüm. Kesip biçme öldürme işlerini alet kullanmadan, iz bırakmadan ustaca
beceren meslek sahipleri olduğunu biliyordum; son olarak malum ülkenin Ankara büyükelçiliğine nikah için gerekli evrakı almak için giden şöhretli bir gazeteciyi bir saat içinde buharlaştırmayı başarmışlardı, gerçi gizli kapaklı kalması gereken bu işi sonunda
dünya alem duymuştu ama, bu aksama ustaların günahı değildi. Neyse, bu ihale işinde o denli ince meslek sahipleri yerine kasaplarla, avcıların daha yeterli ve yetkin olacağını düşündüm. Peki, yeterlik belgesi gerekir miydi acaba? Meslek sertifikası falan istenir miydi
mesela? Avcılar ve Atıcılar Derneğinden veya Kasaplar Odasından bir belge veya tavsiye mektubu yeterli olurdu belki. Bu arada, iki kızıl geyiği halletme karşılığında verilecek paranın aşırı yüksek olduğunu farketmedim değil, kutsal kurban bayramlarında ciğer
düşkünü kedilerle birlikte çifte bayram yapan kasaplar dört gün boyunca hiç mola vermeden hayvan kesse bu kadar para kazanamazdı, tek bir geyik için on dört bin lira. Nerden baksan çok paraydı. Büyük Başkan bile beş gün gece gündüz demden çalışıyor aynı paraya. Olacak şey değildi, ancak şu dünyada son zamanlarda nedense hep olmayacak şeyler oluyordu. Devletin malının deniz onu yemeyenin keriz olduğu, her ihalenin aşırmalı bedellerle yapıldığı mübarek bir dönemi idrak ediyoruz, her ihale herkesin artık bildiği sebeplerle hakça
değerinden üç beş kat yükseğe veriliyor. Talan etmek, yağmalamak milli sporumuz. Herkesin bildiği sır, her zaman teknik bir ayrıntıdır. Kafayı ayrıntıya takmadım. Paradır nihayet, el kiri.
Ama işi kim, hangi donanımla ve nasıl yapacaktı? Benim için, daha doğrusu fesatlığa doymayan beynim için asık bunu keşfetmek önemliydi. Çok olağan işlere öteden beri aşırı merak duymak gibi bir tuhaflığım olduğunu bilirim. Kanadı koparılmış bir sinekle topal bir karınca yarıştığında hangisinin yarışı kazanacağını üç beş kez denemişliğim vardır mesela. Karıncalar inanılmaz hayvanlar. Topalken bile koşar adım. Sinekler kanatsız olunca, şaşkınlıktan yürümez oluyorlar, bunu bizim fizik öğretmenine öğretmenler odasında ispatlamışımdır, hem de kaç kere deneyerek. Oksijensiz ortamda yanma olayının olmayacağını o sıralar liseye giden bir abiden duyduğumda, aktardan çaldığım minik bir kandil mumunu yakıp buzdolabına keşifçi bir bilim adamının buluş yapma şehveti ve titizliği ile koymuşluğum da var. Bu deneyi tekrarlamam kısmet olmadı. Nedenini söyleyeceğim. İlkinde olan kara sineğin kanatlarına ve karıncanın sağ arka ayağına olmuştu ama, ikincisi biraz maliyetli oldu: Az kalsın bizim memleketin tamirciler
çarşısındaki koca benzinlik belki de bütün mahalle ile birlikte yanıyordu. Güzelim buzdolabı kandil mumu sayesinde mevta oldu.
Geyikleri mevlaya dönüştürme konusunda merakımı körükleyen başka bir bilgiyi ise uzakça bir kaynaktan aldım. Okuyanlar olmuştur, geçen hafta Danimarka’da yeni bir yasa çıktı, dini nedenlerle yani ibadet için de olsa hayvanların acı çektirilerek kesilmesi artık suç sayılıyormuş. ‘Danimarka’da müslümanlara ibadet yasaklandı’ veya ‘müslümana ibadet darbesi’ manşetleri atılmadı daha, ama yakında atılır; malum medyanın beş bilmezle on kanalda birden açık oturumlar düzenlediğini ve birkaç hafta her Cuma namazından sonra pankartlar açarak ortalığı velveleleye boğduğunu da yakında görürüz, diye düşündüm ama yanıldım. Ses seda çıkmadı. O mahfillerin böyle şahane bir fırsatı nasıl kaçırdığına hayret ederek geçirdiğim iki ayın ardından işte bu bu geyik öldürme ihalesi geldi önüme.
Bizim malum medya bu iki olayı aynı zamanda görebilse, ihaleyi Danimarka nam küffara karşı devletimizin anlı şanlı bir misillemesi kıvamına ne güzel getirirdi, ihalenin onlara iyi bir ders vermek için açıldığını şatafatlı tantanalarla hem milli gururumuzu hem de dinimize
sadakatimizi köpükleyerek ne güzel ilan ederdi. Bu satırları okuduktan sonra bu işe girişirlerse gene de geç kalmış sayılmazlar din kardeşlerimiz bence. Yalan ve talan fırsatını kaçırmak davaya zarardır ve zararın neresinden dönülse kardır. Şeytan dürtüyor, ama
bunun belediye seçimleri sürecinde nasıl kullanılacağı konusuna da girerek medyanın bu yalan ve talan maharetini daha fazla uzatmayacağım. Fukara akıl geyiğini açıklayıp hemen sonuca geleceğim şimdilik.
İhale meselesinde işin esasını öğrenince bir rahatladım, bir rahatladım ki sormayın. Meğer görülecek iş kasaplara avcılara atıcılara kalmayacak, meğer devlet kesesinden beş para çıkmayacakmış. Tam tersine, her öldürülen geyik başına, 14 bin lira girecekmiş devletin
kasasına. Av turizmine düşkün turist kardeşlerimize iki geyik öldürme imkanı sağlama karşılığında 28 bin lira. Memurlarımız işini biliyor. Hem devlet şu kriz yıllarında yiğidin kuru soğan gibi muhtaç olduğu parayı kazanacak, hem kent turizmine geyikler sayesinde canlılık
gelecekmiş, hem kasabanın esnafı, oteli, hamamı, lokantası ve hatta kasabı o hareketin bereketinden sebeplenecekmiş. Bu arada, o iki kızıl geyik sayesinde hem medeni memleketlerin avcılık atıcılık ateşi ile kanı kaynayan parlak ve paralı uşakları geyik avlanmanın hazzını keyfini doyasıya yaşayacakmış. Şimdi sıkı durun, sebeplerden bizim medyayı hasedinden çatlatacak kadar güzel olanı geliyor şimdi yani az sonra. Evet, bir de bu ihale sayesinde geyiklerin öldürülerek geyik neslinin belirli bir seviyede düzenli hale getirilmesi sağlanacakmış. Yani böylece geyiklerin çoğalması önlenecekmiş, iyi mi? Tıraştan önce sabunlama mesleğinin son aşaması, son harikası.
Ellerinde tüfekleri, başlarında avcı şapkaları, altlarında afili dört çekerle turistlerin yaşayacağı bayram coşkusunu ve önlerinden kaçarken vurulup kan içinde yere yığılacak kızıl geyiği hiç düşünmeyin derim. Hayvanın o sırada duyacağı acıyı hissedecek kadar yufka yürekli olsanız da, olmasanız da ihalenin aslını esasını ve heriflerin kandırmaca dilini nasıl kullandığını görüp öğrenince zaten kanamıştır bir yanınız.


