1945 yılında İkinci dünya savaşı biter bitmez galip Amerikan Kuvvetleri komutanı Eisenhower ile Sovyet kuvvetleri mareşalı Zhukov, Postdam’da bir konferans için bir araya geldiler. Zhukov, ilk kutlamada mevkidaşına votka ikram etti buna karşılık da Eisenhower
ona Coca Cola sundu. Zhukov hemen yanındaki emir subayının kulağına eğildi ve elinde Cola ile resminin çekilmemesini rica etti. Ricası tercüme edildi kameralar indi ve Zhukov bilindiği kadarıyla yaşamında ilk kez kapitalizmin simgesi Cola’yı yudumladı. Ve çok beğendi.
Coca Cola şirketi 1892 yılında rakibi Pepsi Cola şirketi de 1893 yılında kurulmuşlardır. 2. dünya savaşı başladığında bu iki dev şirket dünyanın her yerinde rekabet etmekte idiler.
Coca Cola, Hitler’in sevdiği bir içecekti ve savaş boyunca Almanya’da satılmasına izin verildi. Şirketin Almanya kolu savaş sırasında Franchise kuralları gereği denetlendi bile. 1941 yılında ABD savaşa katıldığında o dönemin Coca Cola CEO’su Robert Woodruff ekibine şu emri verdi; “Bedeli ne olursa olsun her ABD üniformalı asker bulunduğu yer neresi olursa olsun soğuk bir Coca Cola yudumlamak istediğinde 5 cent karşılığı onu bulmalı. Ne gerekiyorsa yapın!” Bu nerede ise “savaş koşullarındaki bütün dünyada” demekti. Şirketin ilk çalışmalarını gören General Eisenhower de Woodruff’ı destekleyince muazzam bir teşkilatın kurulmasına izin verildi ve Amerikalı
askerlerin ulaştığı her cepheye Coca Cola ulaştı. Düşünün ki Normandiya çıkarması sırasında karaya ilk giden çıkarma gemilerine bile Cola makineleri konulmuştu. Savaşın sonuna doğru dünyanın her yerindeki 10 adet gezer fabrikada ayda 5 milyon teneke Coca Cola üretiliyor ve askerlere ulaştırılıyordu. Askerler Almanlardan ve Japonlardan kurtardıkları her yerleşim bölgesinde insanlara
-bilhassa genç kızlara- çiklet ve Cola dağıtıyorlardı. Savaşın sonunda ilk kez Cola ile kalpleri çalınan 60.000 Avrupalı ve Uzak doğulu gelin ABD’ye asker kocaları ile birlikte dönmüştür. Kısa zamanda Cola bir Amerikan yaşam simgesi haline geldi ve Cocacolonisation* diye bir
kavram Amerika Birleşik Devletlerine ve kapitalizme antipati duyanlar tarafından sarf edilmeye başlandı. Sovyetler birliği ve ABD savaş boyunca müttefik olarak savaşmış olsalar da Coca Cola Sovyetlerde ve Doğu avrupa ülkelerinde yasaklanmıştı.
Öykümüze dönecek olur isek Zhukov, tabi ki bu antipatiyi körükleyen ve yasağı delen komutan olarak görülmek istemiyordu. Stalin’in korkunç hışmından da korkuyordu. Öte yandan da Coca Cola çok lezzetliydi. Zhukov ertesi gün general Eisenhower’e gizli bir mesaj
gönderdi. “Bana lütfen birkaç kasa Coca Cola gönderin. Ama kabil ise votka gibi görünsün ve renksiz olsun” Eisenhower hemen emir verdi Coca Cola araştırma laboratuvarında kimyagerler şeffaf renkte Coca Cola ürettiler, ürün üzerinde kırmızı komünist yıldızı olan gösterişsiz Rus işi şişelerde şişelendi ve Zhukov’a 50 kasa votka görünümlü Coca Cola gönderildi. Bir yıl sonra – bu votka görünümlü Cola’lar sebep olmuş mudur bilmiyoruz ama – Stalin, Zhukov’u “güvenilmez” bularak azletti. Uzun soğuk savaş yılları boyunca Cola, Sovyetler birliğinde yasaktı. Onun yerini tutması için Nicola isminde bir içecek üretildi ve maliyeti sübvanse edilerek her yere dağıtıldı Nicola hem
bir isim hem de Rusça “Cola değil” demekti. Aslında Kvass adı verilen mayalanmış çavdardan yapılan bin yıllık bir içecekti ve az miktarda da alkollü idi. Ama Kvass, “Nicolanisation” diye bir etki yaratamadı. 1959 yılı geldiğinde dünyayı yöneten aktörler değişmişti ama Coca Cola, Pepsi Cola şirketleri ve Cola aleyhtarlığı halen iktidarda idiler. Bu kez Pepsi Cola’nın CEO’su Donald M. Kendall, Pepsi’yi ne pahasına olur ise olsun Sovyetler Birliğinde satılır hale getirmeye karar verdi. Başkan yardımcısı Nixon’un yardımı ile Moskova’da bir fuarda dönemin Sovyetler Birliği devlet başkanı Kruşçev’in eline bir Pepsi şişesi tutuşturdular, Pepsi şişesi ve gülümseyen
Kruşçev’in fotoğraflarını dünyanın her yerine gönderdiler. Ve hemen arkasından Pepsi’nin Sovyetler Birliği’nde ve doğu Avrupa ülkelerinde tek lisanslı Cola olarak satılabilmesi için görüşmeler başladı. Bu sanıldığından çok daha zor ticari olmayan bir karardı ve bu yüzden görüşmeler tam 13 yıl sürdü. Ve sonunda 1971 yılında Kendall** dönemin Sovyetler Birliği lideri Kosigin’e Pepsi şişesi şeklinde bir transistörlü radyo hediye etti ve onun da onayıyla 1972 yılında anlaşma imzalandı. Sovyetler birliği Pepsi şişelerinin bedellerini Stolichnaya marka devlet yapımı votka ile ödeyecekti ve Pepsi, Amerikan halkına Votka’yı sevdirmek için reklam kampanyaları başlatacaktı. Yıllarca okyanusu geçen gemiler Amerika’dan Rusya’ya Pepsi taşıdı ve Votka geri getirdi. Daha sonra Pepsi Sovyetler birliğinde o denli vazgeçilmez oldu ki 1989 yılında Sovyetler birliği aslında perde arkasından bir savaşı yürütmekte olduğu ABD’ye Cola karşılığı denizaltı ve destroyer satmaktaydı.
————–
İnsanlar, şirketler, kurumlar ve devletler neden böyle boş işleri yaparlar? Bu kadar akıllı adam nasıl olur da bir içeceğin etrafında bu denli sorun çıkarabilir ve sonra da o sorunları çözdü diye sevinebilir? Üstelik korkunç bir savaşı yaşamış ve özlenen barışa kavuşmuş liderlerin ortalığı gereksiz germek için yaptıkları saçmalıklardan bahsediyoruz. Düşünebiliyor musunuz nerede ise 50 yıl boyunca dünyayı yöneten insanlar gizlice korka korka Cola içtiler, istihbarat örgütleri evlerin buzdolaplarını aradı, liderler gizli uzun toplantılar yaptılar, stratejiler belirlediler, kitlelerde planlayarak nefret biriktirdiler, insanları böldüler, sonra biriktirdikleri nefretten geriye dönüş manevraları planladılar, ürünlerini sevdirebilmek için sevmedikleri ürünleri karşılık olarak aldılar, ve en sonunda da nefret ettikleri düşmanlarına silah satmayı çözüm olarak buldular. Ve aklı başında hiç kimse hiç bir aşamada “Hey beyler, paylaşamadığınız nedir? Bir bardak soğuk meşrubat mı? İçinde bolca buz yüzen bir bardak Cola’nın insanda uyandırdığı duygular bunlar olabilir mi? Daha önemli işiniz yok mu sizin ?” diye soramadı.
Neden mi?
Yanıtını kurgu bilim yazarı Carl Sagan vermiş işte; “Eğer yeterince uzun bir süre kandırılarak bir şeye inandırılmış isek, artık doğru olanı bulmakla ilgilenmez olur, bu kandırılmışlığın kanıtlarını reddetmeye yatkınlaşırız. Yapılan kandırma bizi eline geçirmiştir. Bunu kendimize bile itiraf etmek artık fazlasıyla acı verici olacaktır. Böylesi bir gücü sizin üzerinizde kullanmak üzere bir kere bir şarlatana verdiğinizde bir daha onu neredeyse hiç geri alamazsınız.”
Dünyanın yarısı bir dönem (Ve ne yazık ki halen birileri) Cola içer ise ideolojisini, inancını, yaşam şeklini kaybedeceğine inandı ve diğer bir yarısı da insanlara Cola içirirse kendileri gibi olacaklarını düşündü. Her iki taraf da kendi cenahını bu masallarla kandırdı çünkü böyle
kandırışlarla anlaşılmayan bir şekilde enerji yaratılıyor. Bir kere bugün dünya çapında 7 milyon insanın Coca Cola markalı ürünlerin satışı ile ailesini geçindirmekte olduğunu hatırlatacağım size. Pepsi Cola’dan ya da Amerikan düşmanlığı ile yaratılmış uyduruk içkilerden geçinenler de bir o kadardır. Yaratılan bu karşıtlıklar ile karınlar doyuyor. Kutuplaşmalar neticesinde birkaç milyon kişi de askeri teçhizat
üretiminde çalışıyor, bulvar gazetelerinde ve ucuz medyada ilgi toplamak için sansasyon üretiyor, kifayetsiz birileri oy toplamak ya da fikir adamı “gibi” görünmek için sorun / düşman / komplo teorisi yaratmak zorunda, kişisel güvenlik ürünlerine pazar bulmalı, rekabet yapmalı, kafaları meşgul etmeliler, arada bol bol cambaza bak demeliler vsr vsr….
Bizleri kandıran şarlatanların bizden daha akıllı olduklarını sanmayın sakın. Öykülerini okuyunca anlıyoruz ki bizleri tarih boyunca yönlendirenlerin büyük çoğunluğu maksatları, zaafları, eksikleri, kuruntuları, korkuları, saplantıları, dönem dönem tutarsızlıkları,
çelişkileri, tatminsizlikleri olan akılları bizim gibi sınırlı, ne istediklerini çoğunlukla bilmeyen, genellikle öngörüsüz olağan insanlardı. Sistemler onları çoban köpeği yapmışlardı. Ne yazık ki bir kısmının edimleri ideolojilerle, hamasetle, zamanını doldurmuş adetlerle, fanatizmle, aldıkları sınırsız övgülerle, kendi besledikleri büokrasilerle birleştiğinde çok hazin oldu. Bazen başkalarının bizleri kandırmasına ihtiyaç bile yok çünkü biz bize yeteriz. Bu garip sembollerle kendimizi kandıran bakış açısını sık sık hepimiz bizzat kullanıyoruz. Size her yerden onbinlerce örnek gösterebilirim ama zülfiyare dokunuveririm. Bereket versin benim gibi öykü toplayıcıları böyle garip gelişmelerden ibretlik öyküler çıkarırlar ve insanlar bir şeylerin ne kadar garip olduğunu bir süre görür. Ama “ibret” Bob
Dylan’ın dediği gibi rüzgarda uçuşur yok olur gider ve herkes yine kendi kandırılmışlığının “confort zone”una (Stressiz dertsiz tasasız rahat bölgesine) döner.
—————
(Ree)
* Cocacolonisation= Coca-kolonizasyon, Amerikan kültürünün Coca Cola vasıtasıyla küreselleşmesidir. Terim, ilk kez 1949’da Fransız Komünist Partisi tarafından Coca-Cola’nın yayılmasına şiddetle tepki göstermek için kullanılmıştır.
** Sovyetler birliği yıkıldıktan çok sonra 2020 yılında Pepsi dönem CEO’su Donald Mcintosh Kendall, Rusya devlet başkanı Putin’in elinden dünya barışına yapmış olduğu katkılardan !!!! ötürü ödül almıştır.


