Timur Kuran Hocayı Keşfetmek

 

İslam ekonomisi kavramı üstüne birkaç hafta önceki bir sohbet merakımı uyardı. Kendisi ile bunu paylaştığımda Nazmi Karyağdı kardeşim aynı konuda okumuş olduğu iyi bir kitaptan söz etti. Yolladığı kitap geçtiğimiz hafta ulaştı. Prof. Timur Kuran’ı o kitabı (İslam and Mammon) sayesinde keşfettim.

Kitabın giriş bölümünde aldığım büyük keyif, hissettiğim derinlik merakımı hemen yazara yöneltti. Kısa bir araştırma sonunda çarpıcı bilgiler edindim.

Boğaziçi Üniversitesi kurucu rektörü, mimarlık tarihi alanında, özellikle Mimar Sinan hakkında çalışmaları eserleri bulunan Prof. Aptullah Kuran’ın oğlu. 1954 yılımda babası Yale’de öğrenci iken, yazar New York’da doğmuş. İstanbul’da Robert Lisesinde okumuş, sonraki parlak öğrenim ve çalışma hayatı Amerika’da geçmiş. Saygın üniversitelerde hocalık yapmış. Michigan Üniversitesi yayın biriminde editör olarak hizmet vermiş. Bir dizi mesleki organın danışma veya icra kurulunda görev almış, birkaçının kurulmasına öncülük etmiş.

Babası gibi son çok derece yönlü ve üretken bir bilim adamı. Halen kariyerini Amerikada Duke Üniversitesinde ekonomi ve siyaset bilimi hocası olarak sürdürüyor. Ekonomik ve siyasal gelişme, toplumsal değişim, tarih, hukuk ve bu arada islam ekonomisi ile dinin ekonomik gelişmeye (olumsuz) etkisi gibi konularda onlarca kitap yazmış. Bir kısmı dilimize de çevrilmiş. Osmanlı’da 17. Yüzyılda Günlük Hayat adlı mahkeme kayıtlarına dayanan kapsamlı bir eseri de var.

Gördüğüm kadarı ile somut düşüncelerinden biri, şeriatı orta doğuda geri kalmışlığın nedeni olarak görmesi. Umarım tek neden veya kök neden olduğunu savunuyor değildir. O çaptaki bir bilim insanının böyle bir hataya düşüceğini sanmam. Her olasılıkta, bu sonuca ulaşırken nelere dayandığını ve sosyal olgularda çok faktörlülük meselesini bu bağlamda nasıl ele aldığını fena halde merak ediyorum.

Yazarın analizlerinde kullanarak alanındaki literatüre kazandırdığı birkaç önemli kavram da var. Bunlardan biri, tercih saptırması veya tercih çarpıtması (preference falsification) olarak adlandırılıyor. İnsanların çeşitli baskılar karşısında şahsi tercihlerini baskılarla uyumlu biçimde ortaya koyduklarını ifade eder. Böylece şahsi plandaki gerçekler toplumsal planda yalan haline gelir. Private Truth, Public Lies kitabının adı söz konusu kavramla yakından ilgili ve şu tezi ileri sürer. Şahsi gerçekler toplum katında gizlenir, kimi zaman yalana döner. Seçim tahminlerinin sıkça yanılmasının, toplumsal çöküşlerin mesela ihtilallerin zamnının isabetle öngörülememesinin nedenlerinden biri budur. Buna karşılık, o kopuşların yaşanmasının ardından değişim dinamiklerinin daha net olarak görülmesi, değişimin göreceli olarak kısa zamanda kabul görmesi de aynı tavrın sonucudur.

Kamu oyunun gerçeklik algısını aşındıran veya saptıran başka bir kavramı daha var yazarın, ona değinmeden önce yazarla ilgili birkaç not daha paylaşmak isterim.

Sayın Kuran, İngilizce Vikipedia’da eserlerinden, kavramlarından, aldığı görevlerden, temel fikirlerinden söz edilerek ayrıntılı bir sekilde yer alıyor. https://en.wikipedia.org/wiki/Timur_Kuran
Yaşayan en önemli bin iktisatçıdan biri olarak kabul edildiği de aynı yerde temel görüşleri ile birlikte belirtilmiş. Türkçe Vikipedia ise adı bile geçmiyor.

Buna karşılık Ekşi Sözlük yazarları hiç de kayıtsız kalmamış ona. Birkaç ekşi yazarı, onun ‘Dışarıdaki bizden’ diye nitelenebilecek özgeçmişine yaslanarak yazarın bizimki gibi toplumlara bakışındaki ‘tersliği’ veya aykırılığı hor görmekten gayet yerinde olarak kaçınmış, bir başkası ise uzun yıllardır burada yaşamamış olmasını onu hoş görmeye vesile olarak saymış.

Buradaki gerçeklerin sadece içeriden görüleceğim sanmanın, hocanın az önce açıkladığı kavramlar karşısında ne denli dayanıklı olduğunu bir güzel düşünmek gerekmez mi? Dışarıyı dışlamanın tatlı konforu gerçeğe ulaşmaya engel olmaz mı? Ekşi yazarlarının kalitesi memleketteki genel kaliteden ve özellikle sosyal medya ahalisinden yine de çok daha yukarıda, dedim kendi kendime.

Hoca elbette tipik bir yalınkat ‘yurdum insanı’ değil. Onu değerli kılan birikimi. Elbettte bütün olgulara bizim gibi değil bizi de bilerek bizden daha geniş açıdan ve kaçınılmaz olarak daha değişik bakması. Uzakta olması ve orada yetişmesi, eksikliğinden değerli bir özellik değil mi? Uzakta dediğime bakmayın, ülkemizle gayet ilgili olduğu, olan biteni yakından izlediği anlaşılıyor. O kadar ki 2019 seçimleri sonunda Hopa’da belediyenin AKP’den CHP’ye geçmesini konu alan İngilizce bir twiti bile var. İngilizce twitin çevirisi şöyle:

‘Bir belediye otoriter İslamcı kontrolden laik/liberal/Kemalist/modernist kontrole geçtiğinde, bölge sakinleri günlük yaşamdaki değişiklikleri hızla hissedebilir. Türkiye’nin kuzeydoğusunda, Gürcistan sınırına 18 km uzaklıkta bulunan Hopa’nın belediye başkanı artık CHP’li. Belediye hoparlörleri Mozart çalıyor.’

Bu cümleye yapılan yorumlar ise ‘yurdum insanı’ dediğimiz türe çok yakışır cinsten: Düşünceye kişiye saygıdan ziyade kendi fazlası ile dolu, duygusal, öfkeli ve dışlayıcı. Hakaretler de yok değil. Avuntu isterseniz, iste size iyi haber: ona ‘hain’ veya ‘Amerikan uşağı’ diyen çıkmamış.

Birgün Gazetesinin haberini ve haberdeki videoyu da paylaşmış twitte. Hopa sokaklarında çınlayan Mozart veya Vivaldi dinlemek isterseniz.. Bakarsınız.

Hocanın literatüre kattığı bir başka kavrama Daniel Kahneman ‘Düşünmek, Hızlı ve Yavaş’ adlı meşhur kitabında elbette yazarı da anarak değinmiş. Ekşi Sözlük yazarı bu konuda şöyle yazmış:

bulunabilirlik çavlanı olarak türkçeleştirilen kavram ( availability cascades) kolay ve hızlı yayılan bir ‘bilgi-haber’in, gerçeklik algısında, aşırı maruz kalınma yoluyla yarattığı sansasyonel değeri ifade ediyor. diğer bir deyişle, bir şekilde gündem olan veya gündemde tutulan bir konunun, hayatımızda izaha muhtaç bir önceliklik kazanması.

kahneman kitabında ilgili bölüm şöyle;

“yasa yapıcılar ve düzenleyiciler, hem siyasi duyarlılıkları hem de diğer vatandaşlarla aynı bilişsel yanlılıklara maruz kalmaları nedeniyle, vatandaşların mantıksız kaygılarına karşı aşırı hassas olabilirler.

cass r. sunstein ve birlikte çalıştığı hukukçu timur kuran, yanlılıkların politikaya akmasına aracılık eden mekanizma için bir isim buldular: bulunabilirlik çavlanı. onların yorumuna göre, sosyal bağlamda ”tüm kısa yollar eşittir, ama bulunabilirlik ötekilerden daha eşittir.” akıllarındaki genişletilmiş kısa yol kavramında bulunabilirlik, yargılara sıklık dışında bir kısa yol sağlar. özellikle, bir fikrin önemi çoğu zaman akla gelişindeki akıcılık (ve duygusal yük) ile tartılır.

bulunabilirlik çavlanı, kendi kendini sürdüren bir olaylar zinciridir; görece önemsiz bir olay hakkında medyada yer alan haberlerden başlayıp, halkın paniğe kapılmasına ve büyük ölçekli hükümet müdahalesine kadar uzanabilir. bazı durumlarda bir risk hakkındaki medya haberi dikkat çekerek halkın bir bölümünü uyarır ve kaygılandırır. bu duygusal tepki kendi başına bir haber haline gelir ve medyada fazladan bir yayın alanı bulur, bu da daha büyük bir ilgi ve kaygıya yol açar bu döngü bazen bulunabilirlik girişimcileri, yani kaygılandırıcı haberlerin kesintisiz akışını sağlamaya çalışan birey ve örgütler tarafından bilerek hızlandırılır. medya organları manşetlerle dikkat çekmek için birbiriyle yarışırken, tehlike gittikçe daha fazla abartılır. giderek artan korkuyla şiddetli tepkiyi hafifletmeye çalışan bilim insanları ve diğer kişiler pek az ilgi çekerler; bu ilginin de büyük bölümü düşmancadır: tehlikenin abartıldığını iddia eden herkesin “menfur bir örtbas etme” çabasının parçası olduğundan kuşkulanılır. mesele siyasi açıdan önem kazanır, çünkü herkesin aklındadır; siyasi sistemin tepkisine de kamuoyu duyarlılığının yoğunluğu rehberlik eder…”

Uzun sözün kısası. Aynı pınarlardan, benzer kaynaklardan beslenmediğiniz, size ve dünyaya farklı pencerelerden bakan birikimli ve dürüst insanlar hayatın birer mucizesi hatta hazinesi gibi gelir bana. İyi keşifler başka keşiflerin, yeni düşüncelerin yolunu açar.

Onu keşfetmek, işte öyle bir şey

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir