Ben böyle bir manzarayı bundan iki veya üç ay kadar önce Diyarbakır’da sabah yürüyüşü yaparken gördüm. Saat sekiz civarında olmalıydı. O sıralar, ardında zaman zaman ve sadece geceleri silahlar patlayan Urfa Kapıya beş yüz metre ötedeki bir ara caddede otelime doğru yürürken rastladım ona. Peynirci Dükkanı’nın önündeki kaldırımın ucuna oturmuştu, on beş, on altı yaşlarındaydı, saçları kısacaktı, gözlüklüydü, dünyadan kopmuş, elindeki kitaba abanmıştı.
Roman okuyorsa diye düşünmüştüm ona yaklaşırken, Woody Allen’den gelen uçuk bir film karesi ile karşılaşacaktım. Başını kaldırıp mahcup gözlerle, hatta ürkekçe baktı. Elindeki test kitabıydı. Tedirginliğinden rahatsız oldum ve ona ‘üniversiteye mi hazırlanıyorsun?’ diye sorabildim ancak. Garip bir çekingenlikle evet diye cevapladı, suç üstü yakalanmış gibi uzaktı.
O anda şimdi bile tam olarak anlatamayacağım, nedenini pek de bilmediğim bir rahatsızlık duydum, sanki çocuğun özel dünyasına burnumu sokup müdahale ediyordum, sanki ona yabancı kalmak daha uygundu. Birden ben de şaşaladım, gülümsemeye çalıştım, başarılar dileyip uzaklaştım.
Üç saat sonra bu karşılaşmayı Raif’e anlattım. O gençle bir sohbet kuramadığıma, yardımcı olmak için yollar arayamadığıma hayıflandığımı söyledim. Nasılsa gene karşılaşırsın diyerek avuttu beni. Ama karşılaşamadım, o günden bu yana Diyarbakır’da yaşanan tatsızlıklar yüzünden onunla bir kez daha karşılaşma ihtimalim sanırım pek kalmadı.
Öylesine bir rastlantıydı işte, yaşandı ve bitti. Böyle demenin imkanı yok. Aşağıdaki çocuğun resmini görünce, o genç geldi aklıma. Rastlantıya bak, dedim içimden.
O sabah o gencin yüzünde belirip bana da bulaşan çekingenliğin sebebini bir türlü bulamadım. O gün itiraf etmekte zorlandım ama, şimdi burada yazabilirim. Galiba onunla aramıza giriveren o kalın tedirginlik perdesinin sebebi, Urfa Kapının ardından o sıralarda sadece geceleri gelen silah sesleriydi. Ve o silah sesleri bugünlerde gece gündüz kesilmeyen ağıt yüklü top seslerine dönüştü.
O sesler yükseldikçe hepimiz her gün eksiliyoruz. Ve o kaldırımda dersini yapan çocuğun hayatından kutsal değerlerimiz adına hovardaca çalıyoruz işte.
Rastlantı deyip geçtiğimiz her şey başı boş bir tesadüf eseri değil galiba.
6 Ocak 2016


