Pascal Üzerine

Pascal 1623 yılında doğmuş, 40 yaşının sonunu görmeden ölmüş. Ömrüne neler sağdırmış, bir bakın: Pascal üçgeni; Pascal kanunu; Pascal teoremi. Olasılıklar teorisi, hesap makinasının icadı, Düşünceler kitabı ve diğerleri.
Bir de din alanında, basit bir oyun teorisi uygulaması denebilecek kumar veya bahis yaklaşımı var kigünümüzde yığınla iki yüzlülüğün dayandığı ana malzeme olarak görülebilir.
Şöyle bir olasılıklı düşünme tarzı:
Eğer bir kimse Tanrı’nın varlığına inanıyorsa, bundan sonsuz kazançlı çıkacaktır ve çok az kaybı olacaktır. Eğer bir kimse Tanrı’nın varlığına inanmıyorsa, bundan sonsuz zararlı çıkacaktır ve çok az kazancı olacaktır. Sonsuz kazançlı ve çok az kayıplı olmak sonsuz zararlı ve az kazançlı olmaktan daha iyidir.
Neden diye sorulsa cevabı herhalde şu olurdu: Çünkü birinin sonunda cennet ve diğer yan nimetler var. Ötekinde bir şey yok.
Onun aşağıda çok iyi özetlenmiş fikir nedeniyle dehasını vurgulamak için yazmaya başladım ama şunu demeden geçmek dürüstçe olmayacak: İnanç makbul ve saygı değer olmak için samimiyet gerektirir. Tanrıya ondan korktuğunuz bir otokrat veya üstünden çıkar sağlayacağınız bir ticaret alanı olarak faydacı yaklaşıp maddesel veya matematiksel değerlendirmek dinin varlık nedenini ve
böylece saygının temelini yok eder. Pascal besbelli bunu görmemiş. Ya da dine epeyce şahla bakmış. En önemlisi de dinin olasılık
hesaplarına yatkın bir alan olmadığın ya görmezlikten gelmiş veya görmemiş. Acaba neden? Onun meseleye nuhuz edemediği gibi bir olasılık da var mı? Hayatını okudukça şunu açıkça görüyorsunuz: O dönem engizisyon dönemi ve kilise her şeye aşırı şekilde egemen. O dönemde zulmü nedeniyle kilisenin yaydığı korkunun tarihte başka emsali yoktur sanırım. Kendisi ana akım dinin dışında zaten.
Peki, Spinoza neden aynı korkudan o denli etkilenmemiş, daha tutarlı bir din anlayışını ileri sürebilmiş, Einstein onun değil Spinoza’nın tanrı anlayışını neden daha geçerli saymış ve Russell neden Pascalı çok da önemsememiş? Okumak, düşünmek araştırmak, bu arada sormak da gerek. Bir dehanın bir veya birkaç konuda müthiş bir algılama ve berrak görme yeteneğine sahip olup da başka bir konuda şaşı hatta kör olması mümkün müdür peki? Bence elbette mümkündür. Hele yeterince köreltici ve baskıcı bir toplumda yaşıyorsa. Ona ait aşağıda vereceğim düşünce pırıltısından yararlanarak şöyle demek de mümkün: Dahiler bile sezgiler dünyasında paradigmanın esiri olabilirler.

Aşağıdaki bakışı Pascal’ın bir deha olduğunu bence bir kez daha açıkça gösteren bir örnek. Özeti şu: sezgisel bakış bir şey, matematiksel başka bir şey. Sezgisel olan daha sık yanıltır. Haddi aşan bir sataşma olarak da görülse, söyleyeceğim:
Pascal din ve tanrı olgusunu fayda maliyet yaklaşımı ile düşünmüş, bir hakikat meselesi olarak görmemiş, öyle olunca inancı bir matematiksel kumar meselesi olarak vaaz etmiş. Ruhu şad olsun.
……
Yazının esas konusu olan ve onun dört yüz yıl önce dile getirdiği için inanılmaz ölçüde değerli düşüncesi uzun uzadıya tartışılacak kadar önemli bir tesbiti içeriyor. Hüseyin Akgül arkadaşımın 2018 yılında yaptığı Facebook paylaşımında bu sabah okudum. Teşekkürle oradan aynen alıyorum:
Matematik kavrayış ile sezgisel kavrayış arasındaki fark. Matematik kavrayışta ilkeler aşıkardır,ama gündelik kullanımdan uzaktır;öyle ki alışık olunmadığından onlara yoğunlaşmak başta zordur.İlkeleri ancak bir süre üzerinde durduktan sonra açık seçik görürüz ve gözden kaçamayacak kadar bariz bu ilkelerden yola çıkıp da yanlış düşünmek için tümüyle kusurlu bir zihne sahip olmak gerekir.

Fakat sezgisel kavrayışta ilkelerin,gündelik kullanımları vardır ve bunlar herkesin gözü önündedir.Sadece bakmak yeterlidir,çaba harcamaya gerek yoktur;tam bir görüşe sahip olmaktadır mesele.Tam görebilmek gerekir,çünkü ilkeler o kadar incelikli ve çok sayıdadır ki hiç değilse bazılarının gözden kaçmaması neredeyse imkansızdır.Oysa bir ilkenin gözden kaçırılması hataya sürükler;bu yüzden bütün ilkeleri görebilmek için oldukça net bir görüşe sahip olmak ve ardından,bilinen ilkeler üzerinden yanlış akıl yürütmemek için de doğru bir
kavrayışa sahip olmak gerekir.

Düşünceler/Pascal
Birkaç saat önce de arkadaşım incelik göstermiş, devamını paylaşmış Pascal’ın bu düşüncelerinin.
Onu da aynen alıntılıyorum.

Bir bakışta hüküm vermeye alışık sezgisel kafaların önlerine,hiç anlamadıkları,olanca teferuatıyla görmeye alışık olmadıkları,ancak kısır tanımlardan hareketle nüfuz edebilecekleri önermelerin dışında ilkelere yoğunlaşan önermeler konulduğunda
cesaretlerini yitirir ve konudan soğurlar.

Düşünceler/Pascal
Yorum gerektirmeyecek kadar açık, iyice hazmedilecek kadar önemli saptamalar. Bilişsel çelişki, komplo teorileri, post truth gibi yığınla modern kavramın ilk kaynaklarından biri olabilecek kadar da önemli.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir