Ölenlerinizi rahmetle anınız, denmiştir.
Burhan Kuzu vefat edeli birkaç gün oldu, her cenaze töreninde olduğu gibi dualar edildi, övgüler dizildi ve merhum hoca şanıyla mütenasip bir şekilde yüksek seviyede bir törenle toprağa verildi. Hayırla yad edelim ve toprağı bol olsun, diyelim.
Onun politika ve devlet hayatında kariyer aramakla ve bunun İçin her mihnete katlanmakla geçen son yıllarını ince eleyip sık dokuyarak değerlendirmemiz, hele sıkı sıkıya eleştirmemiz artık doğru değil. Yararı da yok. Her ölüm, ölenle duygusal hatta parasal hesaplarımızı silip kapatma hissi veya görevi verir bize. Tatsız duygularımızı, birikmiş öfkelerimizi en iyi ölüm temizler. Kendini savunamayacak olanı dürüstçe ve dobra bir üslupla eleştirmek, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi bizde de hoş görülmez; süngüsü düşene kılıç sallamak, aman diyeni öldürmek, silahsıza kurşun sıkmak, düşmanı ardından hançerlemek gibi densizlik, korkaklık, adilik sayılır; bu nedenle ayıplanır.
Her fırsatta her tür alçaklığı yapmaya teşne sürüyle ağır adam, özünde ne denli aç gözlü ve saldırgan olursa olsun, ölmüş biri konu olunca edebini takınmak zorunda kalır, herkesin önünde olunca soylu şövalye duruşu, asil adam davranışı sergiler. Kendine karşı en dürüst
olanımız bile bu yüzden ‘Allah taksiratını affetsin’ gibi belirsizlik bulutuna sığınan sözlerle dile getirir ölene karşı şehla bakışını. Ahlakın evrensel iki yüzlülüğü, bizi böyle bir yol seçmeye zorlar, o arada kendi fesat hükmünü bir güzel icra eder.
Sonuç olarak, milyonları zehirlemekle servet ve şöhret sahibi olmuş bir eroin kaçakçısını da, bir seri katili de, iktidarını milyonlara zulüm yaşatmakla geçirmiş hak bilmez bir despotu da sözde hayırla anarız. Özde ne yaptığımızı herkes biliyor. Sadece birçok dinin değil, erdem
arayışında taklitten ve tasdikten başka yol bilmeyen her çaresizin ister istemez izlediği yol budur.
Aynı yolun yolcusu olarak, ben de rahmetliyi hayırla andım, gerektiğinde yine öyle anacağım. Evet, ders almasını bilen her fani için ibret verici bir hayat yaşadı. Onun politika ve devlet kademelerinde geçirdiği son yirmi yılı ister istemez izlemiş olanlar, hayatın zorlanmaya
değmez olduğunu bir kez de onun yaşadıkları ve yaşattıkları sayesinde kolayca görebilir, o örnekten bir hayat dersi çıkarabilir. Onun ardından dürüstçe söylenecek en somut ve kesin şey bence bu olsa gerektir.
Hayat birçok yönüyle garip.
İnsan denen mahluk kendi hayatını daha garip ve karmaşık hale getirmek konusunda başka canlılara göre yığınla üstünlükle donanmıştır.
O garipliklerden birini rahmetli vesilesi ile açıkça görelim, sırf bunu görmemizin onun taksiratının affedilmesi için dua yerine geçmesini umalım, dileyelim: Tırmanmak için her çileye hatta zillete katlandığınız onca merdiven basamağının sizi sonunda boş bir pencereye
çıkardığını iyi görün; bunu ancak yaşadıkça düşündükçe idrak edersiniz, ancak o zaman ibret alırsınız. Ölülerin bunu anlaması muhtemelen söz konusu değildir, hak vaki olduktan sonra anlasanız da zaten hiçbir şeye yaramaz.
Öldüğünüzde hesap vereceğinizi yaşarken de bilirsiniz.
Elbette gerçekten ve hakikaten inanıyorsanız.


