Insan Bir Bankaya Aşık Olabilir mi ?
Aşk kavramının asırlardır çiğnenerek sakız, her şeyle karıştırılarak cacık haline getirildiğini yıllardır söyler dururum. Esas olan sevgidir, yani sevmeyen sevme yeteneğini beslemeyen aşık olamaz. Onların aşktan anladığı şehvete götüren yol, veya aldıkları bir şey karşılığında başka bir şeyler vermeyi öngören hayat boyu sürecek iki tarafı da bağlayan bazen ahlaki bazen de hukuki bir sözleşmedir. Yani onların aşk dediği şeyde, çıkar vardır, fayda vardır, kısacası alıp verme vardır. Onlar için aşk, kullanışlı olmak zorundadır. Ve de elbette karşılıklıdır. Sözleşmeye aykırılık dövme ve hatta öldürme nedeni olabilir. Aşkın nefrete yakın bir komşu olduğu zaten iyi bilinir. Çünkü sözleşmeye herhangi bir aykırılığın adı, her durumda ihanettir. Sevgi kavramı aşklarda çorbada tuz niyetine bulunur, aşk diye çiğnenen sakızda mentol işlevi görür. İlişkinin esası değildir sadece esansıdır. Ha bir de sevişmek eyleminin sevgi sözcüğü ile harfler temelinde bir ortaklığı var ki, bu pek aşikar zaten.
Kısacası, sevgiyle beslenmemiş olanlar için aşk dediğin işe yaramalı ve aşık olduğun kişi ruhuyla bedeniyle her zaman onun (mülkü) olmalı. Mutlaka tatmin sağlamalı. Dağa aşık olunca trenin sürekli tünel hayal etmesinde, Ferhat’ın Şirin’e kavuşmak için dağı delmesinde ve Mecnun’un Leyla’sına ulaşmak için kendini çöllere vurup kafayı yemesinde hep bu tatmin arzusunun kaba izleri görünür. Cafcaflı yığınla söz ve merasime karşılık işin özü aslında budur. Öyle ise insan bir hıyara olduğu gibi bir bankaya da aşık olabilir. Ama Banka’nın mutlaka para yatırma ve çekme bölümü bulunmalıdır.


