İçimdeki karmaşık yoksunluk duygusunu etraflıca anlatmayı isterdim. Öfkeli muhaliflerinin bile gidişinden sonra hayır dualarla andığı bugünlerde değil, belki daha sonra onu uzun düşünüp özlü yazmalı, dedim ama yazmadan edemedim.
…..
Haberi duyduğum anda ağzımdan o söz çıktı.
-Kurtuldu, dedim.
Etraftakiler şaşırdı, açıkladım:
-O koşullarda yaşamak çok ağır bir ceza olurdu.
Kişinin ileri yaşlılık halleri veya giderilmesi imkansız sağlık sorunlarına karşın yaşatılmasını öteden beri akla aykırı bulurum. Yakın dostlarıma bundan söz ettiğimde kızan üzülen oluyor. Evet, tepkiler ne okursa olsun, bir biyolojik enkazı umut yokken yaşatmak bence manalı değil. Adil de değil. Evet, esas olan yaşamaktır. Var olmak değil, yaşamak ve yaşatmak. Bence gerçek hayat gene de budur.
…..
Onu uzaktan tanıyanlar bile üzüntü, hatta yoksunluk hissedecek olsa da Sırrı Süreyya kurtuldu artık..
Birkaç kindar bakış mahpusu dışında herkes hayırla duayla anıyor. Şakalarını dinliyor, gülüşünden söz ediyor.
Onun benim için ayırıcı vasfı, hiç de elverişli olmayan koşullarda, müthiş bir çabayla kendini inşa etmiş olması. O çorak topraklardan yarım yüz yılda, görkemli bir asırlık çınar inşa etmek mucizedir. Benzeri güç bulunur.
Değişik pınarlardan beslenmiş, zengin bir kültürel birikim edinmiş.
Çevresindeki kalıpçı düşüncelerin dışındaki akımlara düşüncelere hep açık olmuş.
Akıntıya kürek çekmek yerine sürekli nehre karşı yüzmüş.
Kısacası ETKİN BİREY olarak hep itiraz etmiş, yüksek bedellere rağmen sürekli “öteki’ için yaşamış.
Çilelerle kavgalarla işkencelerle cezalarla, kimi zaman hayal kırıklarına uğrayarak ve muhtemelen birçok kişiyi derin hayal kırıklığına uğratarak, inancını insan değerinden üstün tutan bir kesimin öfke odağında kalarak da olsa dolu dolu yaşadı.
Ve zenginleşmeden gitmekle bence erdemle taçlandırdı hayatını.
Herkesin harcı değil böylesi bir hayat.
Süreyya’nın bu olağan üstü eseri inşa edip koruma ustalığının Sırrı nedir?
O sırlardan biri bence aşikardır: Cumhuriyet.
Yani cumhuriyetin mükemmellikten uzak olduğunu aklı başında herkesin hepimizin bildiği görece bir özgürlük rejimi.
Tüm eksiklerine, yanlışlarına, hata ve kusurlarına rağmen..
O birikimin cumhuriyetin değerini fark etmemiş olma ihtimali yok. Yaşadığı acı, girdiği kavgaların acımasızlığı bu gerçeği görmesine, görse bile kabul etmesine engel olsa da bence somut gerçek değişmez: Bu ülkedeki sınırlı özgürlük olmasa ona sandık dolusu kitap bırakan öğretmen bir babası herhalde olmazdı; karşı duruşuna izin veren bir ülke anayasası ve ona iyi kötü saygı duyan bir devlet yapısı da bulunmazdı.
Ötesini saymaya gerek yok, cumhuriyetin kasıtlı olanakları olmadan kendisi gibi heybetli bir çınar ülkenin ufkunu saracak kadar göğermezdi.
Süreyya’nın büyük başarısındaki sır, elbette sadece cumhuriyet çocuğu olmasından ibaret değil, Kendisine özgü başka etkenler de kesinlikle var; cumhuriyetin sınırlarına itirazı, bozuk düzene karşı tavrı, tüm bunları temelden ve keskin bir şekilde sorgulamış olması aynı zamanda.
Adıyamanlı yoksul bir ailenin sekiz yaşında yetim kalmış çocuğunu, bugün ulaştığı noktaya yücelten etkenler..
Bunu keşfetmeye çalışarak anacağım hep onu.
Sevenlerine ve hayata saygı ile.
….
Yazdıktan sonra şu söyleşiye rastladım. Sonuna kadar izlemeden yazının tamamlayıcısı olarak paylaşmak istedim.

