Cennetin Kapıları

Günlük siyasetin sisi, dumanı ile birlikte siyasetçinin umut dağıtan tatlı dili gerçeği görmemize engel olmasın. Yeni iktidar, bize cennetin kapılarını açamaz.

Bolsonaro denen şeytanı seçimle alt eden Brezilya halkı arasında meşhur olan sözü hatırlayın: Bu seçim cennetin kapılarını açma seçimi değil, cehennemin kapılarını kapama seçimi. 

Evet, bizim için de gerçek budur.
Ne dörtnala enflasyon hemen duracak, ne işsizlik ve yoksulluk bitecek, ne üretim ve bolluk hemen artacak. Ne de herkes birkaç yıl içinde üç anahtara sahip olarak beyler paşalar gibi yaşayacak. Adalette, eğitimde, konutta, inşaatta, yani aklınıza gelen her alanda yıllardır süren yozlaşma seçim gününden sonra bir anda ters yüz edilemeyecek.

Ama şu da gerçektir:
Ülkeyi her gün biraz daha hızla cehenneme sürükleyen ÇÖKÜŞ SÜRECi yeni iktidarla birlikte duracak, kötüye gidiş sona erecektir.

Cennetin kapılarının açılması için öncelikle zaman gerekiyor. Yetmez. Altında kaldığımız on beş yıllık enkazı elbirliği ile üstümüzden kaldırıp atmamız, sonra da ayağa kalkmamız gerekiyor. Bunu hiçbir iktidar, hiçbir lider bir başına bizim için başaramaz.

Demek istediğimi daha iyi anlatmak için Nejat Karagöz’ün VergiAlgı’daki bir yazısından yardım alacağım,  Yazı, savaş sonrasında Almanya’da yaşanan dünyanın en derin krizlerinden birinin nasıl aşıldığını anlatıyor. Birkaç satır okuyalım:

“İkinci dünya savaşından yerle bir halde çıkan Almanya’nın aşılmaz ekonomik sorunları, işgal kuvvetlerinin de zihnini meşgul ediyordu. İşgal komutanının ekonominin başına atadığı ve sonra da beceriksiz bulup görevden aldığı Herr Konrad Adaneur, uzun soluklu siyaset macerasının sonunda, 1949’da ilk serbest seçimler yapıldığında Şansöyle (başbakan) oldu. Ekonominin başına da Ludwig Erhard’ı getirdi.

Ludwig Erhard işgal kuvvetleri komutanının da dikkatini çekmiş önemli bir bürokrattı ve maliyenin başına geçtiğinde halkına “Bundan sonra artık ekmek ve sair gıda maddeleri için tek bir karneniz var. O da üretip, çalışıp, kazanabildiğiniz Deutsch Mark …” diyebilme cesaretini göstermiş bir ekonomistti…

“Pek çok kimseye göre Ludwig Erhard ekonomi tarihinin en büyük kumarlarından birini oynamıştı. Piyasa kurallarının dengeyi bulacağına, üretimi arttıracağına ve karaborsayı kaldıracağına güveniyordu. Her sabah semt pazarlarını kendisi dolaşıyor, patates ve benzeri gıdaların fiyatlarındaki gelişmeleri takip ediyordu. . Sonra ofisine dönünce de sekreteri Frau Muhr’u kadın elbisesi ve kumaşı satan dükkânlara gönderiyor, çeşitlenmenin ve mal bolluğunun başlayıp başlamadığını anlamaya çalışıyordu.

İki yıl boyunca Erhard serbest piyasa kurma yönündeki kararları yüzünden yerildi, azarlandı, alay edildi ama hiç kulak asmadı.1948 yılının son aylarında artık Alman mucizesinden bahsedilmeye başlanmıştı. İşsizlik azalmış, raflarda Alman endüstri ürünleri görülmeye başlanmıştı. Erhard sosyalizme yönelen dünyaya pekâlâ serbest piyasa ekonomisi ile kalkınma olabileceğini göstermişti. Şunu söylerdi;

– Sürekli büyümekte olan bir pastayı paylaştırmak daha kolaydır. Herkes her seferinde daha büyük bir dilim alır. Oysa her zaman aynı boyda kalan bir pastada birine daha büyük bir dilim vermek isterseniz diğerinin hakkını yersiniz.

Erhard yalnız Almanya’nın değil soğuk savaş yıllarında serbest piyasa ekonomisinin kurtarıcısı idi.

“ Mucize “ söylemi için de Erhard şunları söylemiştir;

– Almanya’da olana “mucize “ denemez. Bir halkın dürüstlük içinde özgürlüğe, kişisel girişime, bireylerin enerjilerine olanak vermesi ile başarılmış bir mücadeledir.”

Son cümle çok önemli bir gerçeği vurguluyor. Ekonomik ve toplumsal başarılarda mucize diye bir şey yoktur. Halkla birlikte başarılmış bir mücadele vardır. Kurtuluş savaşımız da öyledir.

Sözün özü şu: Cennetin kapıları bize kendiliğinden ancak masallarda efsanelerde açılır. Ne denli iyi niyetli olursa olsun, o kapılar kitlesel bir uyum ve destek olmadan sadece iktidarın çabası ile kesinlikle açılamaz.

Cennetin anahtarı ise bu ülkede yaşayan, bütün gücünü ve enerjisini tam bir dürüstlükle çocuklarına iyi bir gelecek kurmak için inançla ve inatla harcamaya hazır kitlelerin elindedir. Gün çocuklarımıza iyi bir gelecek için inatla ve sabırla mücadale günüdür.

Tarihi elbette kahramanlar yazar.
Yazdıran ise daima kitlelerdir.
Lider kitlelere cennetin yolunu gösterir, hedefin doğruluğuna ikna eder. Kitlelere yön verir, önderlik eder.

Tarih mucizelerin her zaman kitlesel mücadele sayesinde, elbirliği ile zamanla başarılacağını gösteriyor. 

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir