Popülizmin Cılkını Neden Çıkarırlar?

Cılk ne demek? Yumurtanın cılkı, iltihaplanmış yaranın cılklaşması örneklerinde olduğu gibi aşırılıktan veya hastalıktan kokuşmuş, bozulmuş anlamına geliyor.

Cılkını çıkarmak ise bir deyim. Zaten bozuk ve yanlış bir şeyin ölçüsünü kaçırmak. Argoda bokunu çıkarmak şeklinde de kullanılıyor.

Popülizmin cılkını çıkarmanın en yoktan, en iğrenç örneğini emekli ve memur maaşlarında yapılacak zamla ilgili son iki günkü gelişmelerde izledik.

Nasıl yani, diye sorup ekleyeceksiniz:
Zam oranı yüzde on beş olarak açıklandı. Sonra malum otorite kendiliğinden on puan daha verdi. Oldu yüzde yirmi beş. Asgari ücret zamları bunun çok ama çok üzerinde olduğundan tepkiler gelince, birkaç ay sonra yapılacak seçimlerde EYT’lerin oylarını da alalım diye o meseleyi bile on beş yıl aslanlar gibi direndikten sonra yaşa bakmaksızın herkesi emekli ederek gayet cömertçe çözmüşken, bütün emekli emeksiz memurları karşısına almayı istemedi ve bir beş puan daha verdi.

Şimdi yüzde otuz olacak fark. Olması gereken ise elbette en yüzde elli zam, yapılacak olansa yüzde otuz. Bunun neresi popülizm, neresi cılkını çıkarmak arkadaş?

Cevap verelim:
Ülkenin geleceği yerine seçimi düşünerek devleti yönetmek tarif gereği popülizmdir. Yarınki nesillerin geleceğini berbat etmek uğruna, seçim kazanmak için para dağıtmak zaten ahlaki de değil. Kamu gücünü, devlet bütçesini kendi yararına ve ülkenin uzun vadeli çıkarları zararına kullanmaya hiyanet diyenler de olabilir. Ama herkesin gözü önünde ekonomi politikası kılıfına uydurularak ve halkın hoşuna giden seçim rüşvetleri vermek elbette bu sınıfta yer alır.

Düşük faiz politikası da, merkezdeki dövizin piyasaya sata sata tüketilmesi de, vergi afları da, her şehre havaalanı da, otomobil sevdası pompalamak da, vergi oranları ile bu amaçla sürekli oynamak da kuşku yok ki popülizmdir. Bizi çöküş noktasına getiren uygulamaların hepsi değilse bile çoğu böyledir.

Bu zam meselesinde nasıl işin cılkı çıktı peki, derseniz şundan: Önce düşünün: Memur ve emeklilere enflasyonun ve asgari ücretin çok altında bir zam verilmesi nedendir?

Herhalde saflıktan veya aptallıktan diyemezsiniz. Yöneticilerimiz düşük zammın tepki çekeceğini bilecek yetenektedir. Ama kitlelerin hafızasının zayıf olduğunu sizden benden çok daha iyi bilirler. Üstelik tatsız şeylerin daha hızla unutulduğunun, seçimden hemen önce yapılan güzelliklerin mesela verilen seçim rüşvetlerinin oy getirdiğinin gayet farkındadırlar.

Bence olan  şu:
Belirli bir noktada memur ve emekliye ek zam yapacaklarını açıklarlar, seçime birkaç hafta kala bunu dağıtırlar, böylece memurlar da kuzu kuzu oylarını onlara verirler. Bence hesap budur ve kokuşmuş bir içten pazarlıkçı tutumu sergilemektedir. Sana hakkını verirken bile kendine çıkar sağlamaya çalışmak çok daha pis kokuyor.

Bu kokuyu içine çeke çeke oy veren çıkar mı, derseniz.. Kesinlikle olacak. Ev umudu uğruna verecekler de olacak, evladı devlette iş bulacak diye verenler de.

Popülizm yoksul ve ilkesiz toplumlarda siyasetçinin seçmene devlet kesesinden sunduğu havuç. Politikacı için  vaz geçilmez bir araç haline geliyor. Toplumsal yaraların cılklaşmasına, yoksulluğun adaletsizliğin hırsızlığın sürgit devamına yol açıyor bu araç hanımlar beyler.

Para basıp dağıtarak kalkınan bir ülke olur mu yahu, diye soran olmayınca..

Demokrasinin de cılkını çıkarıyoruz biz.
…..

Herkes uzun yazdığımdan şikayetçi. Kimse üç beş cümleden fazlasını okuyamıyor artık, hepimiz üç beş adım attığında nefesi kesilen dedelere nenelere döndük sonunda. Yine de aşağıdaki alıntıyı ekliyorum buraya.

Nefesi yeten okusun.
..

Bir kasabada her gün hava kararınca, insanlar maymuncuklarını fenerlerini yanlarına alır, komşularının evlerini soymaya giderlermiş. Fakat gün doğarken evlerine döndüklerinde kendi evlerini de soyulmuş durumda bulurlarmış. Ama kasabada kimse kaybetmezmiş, çünkü herkes birbirinden çalarmış.

Bir gün nasıl olmuşsa, dürüst bir adam ortaya çıkmış. Geceleri, diğerleri gibi çantasını fenerini alıp hırsızlığa çıkmaktansa, evinde kalıp çalışmayı tercih edermiş bu adam. Hırsızlar da onun evinin önüne geldiklerinde içeride ışık yandığını görünce döner giderlermiş. Fakat bu durum böyle devam edince, ahali kızmaya başlamış:

“Çalmadan yaşamak senin tercihin, ama başkalarını engellemeye hakkın yok” demişler. Bunun üzerine dürüst adam, geceleri ışığını söndürüp dışarı çıkmaya başlamış. Hırsızlık yapmadan orada burada dolaşır durur, sonunda yatmaya evine döner, her döndüğünde evini soyulmuş bulurmuş. Sonuçta bir haftadan daha az bir sürede yiyecek içecek dahil hiçbir şeyi kalmamış ve memleketi terketmek zorunda kalmış.

Kasabada hırsızlıkta ustalaşıp giderek zenginleşenler kendileri için soygun yapmak üzere maaşlı hırsızlar tutmaya başlamışlar. Zamanla, zengin fakir ayrımı büyümüş. Zenginler mallarını korumak için bekçiler tutmuşlar, hapishaneler kurmuşlar. Kendi mallarının çalınmasını da yasa dışı ilan etmişler! Ancak yoksulların mallarını çalmak hala serbestmiş!

Bir süre geçtikten sonra, artık kimse soymaktan veya soyulmaktan söz etmez olmuş. Çünkü, yoksulların çoğu ya açlıktan ölmüş ya da oraları terkedip gitmiş. Zenginler ve maaşlı soyguncular ise soyacakları kimse kalmadığından servetlerini yavaş yavaş yitirmeye başlamışlar.

Sonunda zenginler eski düzeni yeniden sağlamak için oraları ilk terk eden dürüst adamı başa getirmeye karar vermişler. Sora sora nerede yaşadığını öğrenmişler. Evine gittiklerinde kapıda asılı bir kağıt görmüşler. Kağıtta şunlar yazıyormuş:

“Bir insan sadece dürüst olduğu için aranıyorsa, her şey için çok geç olmuş demektir…”

Bir millet uyuyorsa uyandırmak kolaydır. Ama uyumuyor da uyuyor gibi yapıyorsa ne yapsanız nafile, uyandırma imkanı yoktur.

…….Indira Gandhi…

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir