M. Nuri Aslan’dan CEVİZ AĞACI şiiri ve bir yorum.
Kılavuzun Kangal’ından duydum şaşkın tavşanı
Tavşan bir yana ceviz ağacı
Sözüm bir sana, bir de anlayana
Her yalancı bahara aldanıp vurgun yemişsin
Sevda kılığında baltalar kesmiş seni
Düşmeyi bilmemişsin.
Kırlangıçların kara sevda sancıları tutmuş seni
Acıları ile meyvelenmişsin evrenin
Ölmeyi bilmemişsin
Şaşkın aşkların bitmez anaforunda, ceviz ağacı
Gözüne fener tutulmuş tavşan gibisin
Görmeyi bilmemişsin.
Nuri Aslan
15 Aralık 2014
Şimdi şiire ilişkin bir yorumu okuyalım.
Ceviz ağacının şiirdeki hallerinin “insan” ile de senkronize olduğu, ceviz kabuğu kırılışının çıtırtısı
tadında bir şiirdi. Beyin tası çağrışımlarında da.
Ceviz dallarında mutludur kargalar. “Kılavuzu Kangal” ile de şiirin sosyal boyutu derinleştiriliyor.
“Şu bizim memleket gibisin” diye de söyletiyor Ceviz Ağacı. Yediği ve yemekte olduğu darbelere
rağmen.
Hem memleket, hem de aromatik kokulu yapraklarıyla rüzgarlarda şakırdayan ceviz ağacı
estirimleriyle oldukça mutluluk duygusu da veriyor şiir.
Gözlerimize tutulan ve kör eden sahte ışık huzmeleriyle şaşkınlığımız.
(Bizim köyün “Yalı Tarlaları” denilen sulak mevkisinde her tarla köşesinde büyük ceviz ağaçları
bulunur. Kargalar adeta beste yapar gibidir haykırışlarıyla. Ceviz hasatı yapıldığında, kuruyan
yapraklar arasında unutulan cevizlerin “başak”ı yapılır. Başak, ihtiyacı olanların o unutulan,
görülmeyen cevizleri arayıp bularak, köydeki tüccarlara satarak, çay kahve parası çıkarmasıydı.
Ceviz ağaçları da o başakçılara öyle sanıyoruz ki hüzünle bakıyor olmalıydı.) Bu da şiirin yan
türevinde bir anıydı. Ramazan TOPOĞLU


