Hüzün ile Melal

Bugün Hüzün hakkındaki Alain De Button paylaşımına kısa bir yorum yazdım. Önce İngilizce olarak buraya alayım. To me, ‘Hüzün’ does not carry the sense of catastroph at all. Because as far as I am concerned it comprises a powerful but subdued dash of joy. Because we are still alive and cariye well. Also we still have the ability of feeling the sorrow which is indispensable part of life and it is temporary as life itself anyway. Hüzün sözcüğü bana bir felaket anlamı taşımıyor, çünkü hüzün bir tutam da coşku içerir ki o güçlü ve derinlerde kalan ince coşku, hala yaşıyor olduğumuzu, hayatın ayrılmaz bir parçası olan üzüntüyü de hissetme gücümüzün bulunduğunu, ayrıca üzüntünün da tıpkı hayat gibi zaten geçici OLDUĞUNU iyi bilmemizden kaynaklanır.
7 Eylül 2016
Yukarıdaki satırlar yeni düşüncelere, onlar ek araştırmalara sevk etti beni. Tam üç yıl önce yukarıdaki yorumu yazarken Hilmi Yavuz’un şu şiiri elbette aklımda değildi.

NAZIM HİKMET

hüzün ki en çok yakışandır bize
belki de en çok anladığımız

biz ki sessiz ve yağız
bir yazın yumağını çözerek
ve ölümü bir kepenek gibi örtüp üstümüze
ovayı köpürte köpürte akan küheylan
ve günleri hoyrat bir mahmuz
ya da atlastan bir çarkıfelek
gibi döndüre döndüre
bir mapustan bir mapusa yollandığımız

biz, ey sürgünlerin nâzım’ı derken
tutkulu, sevecen ve yalnız
gerek acının teleğinden ve gerek
lâcivert gergefinde gecelerin
şiiri bir kuş gibi örerek
halkımız, gülün sesini savurup
bir türkünün kekiğinden tüterken
der ki, böyle yazılır sevdamız

hüzün ki en çok yakışandır bize
belki de en çok anladığımız

Onun melal üzerine muhteşem yazısını ise okuyalı sadece birkaç ay oldu. Melal sözcüğü o sayede dağarcığıma girdi. Aynı yazı sayesinde melal ile çocukluğumun Urfasında çok sık kullanılan melül sözcüğünün yakın akrabalığını öğrendim. Melül sözcüğü ise pek kullanmış olamasam da çocukluğumda radyoda sık sık
duyduğum şu ezgiden kalmıştı bana.

ELA GÖZLÜM BEN BU ELDEN GİDERSEM
ZÜLFÜ PERİŞANIM KAL MELÛL MELÛL
KEREM ET AKLINDAN ÇIKARMA BENİ
AĞLA GÖZYAŞINI SİL MELÛL MELÛL

ELVAN ÇİÇEKLERİ TAKMA BAŞINA
KUDRET KALEMİNİ ÇEKME KAŞINA
BENİ AĞLATIRSAN DOYMA YAŞINA
AĞLA GÖZYAŞINI SİL MELÛL MELÛL

KARACAOĞLAN DER Kİ ÖLÜP GİDİNCE
BEN DE GÜZEL SEVDİM KENDİ HALİMCE
VARIP GURBET ELE VASIL OLUNCA
DOSTLARDAN HABERİM AL MELÛL MELÛL

Sözü yeniden Hilmi Yavuz’un bende hayranlık uyandıran yazısına getirmek ve burada paylaşmak istiyorum. Öncesinde ise onun bağlama gayet uygun ‘Harfler ve Melal’ adlı şiirini okumak
gerek.

ben esterebadi’nin sözünü kale
almadım: harfler dünya’dan hayale
doğru yolcudurlar, durmazlar;
dönüşür birbirine ‘Allah’ ve ‘Lale’…

sen bir kurdun yalnızlığı
gibi kurdun yalnızlığı…
harfler ki, dağbaşlarıdır;
sözler, bulutların ördüğü hâle…
o eski hüzünlerin aldığı biçim;
harflerin ormanında çok çok dolaştı;
ağacı, yaprağı, çiçeği aştı; -ama yok!
bir karşılık bulamadı melâl’e…

İşte bu kadar şeyi yazmama vesile olan o muhteşem yazı:
‘Melâl’
Hilmi Yavuz

‘Melâl,’Tanzimat’la başlayıp Servetifünûn ve sonrası Türk şiirinin, öne çıkan izleklerinden biri. İzleğin Servetifünûn ve sonrası şiirimizde niçin bu kadar kışkırtıcı bir biçimde öne
çıkmasına rağmen bir çözümlemesinin yapılmamış olmasının üzerinde durulması gereken bir mesele olduğunu düşünüyorum.
Melâl’, Baudelaire’in şiirlerinde sıklıkla kullandığı ‘spleen’ kelimesine karşılık olarak bulunmuştur. Alişanzâde ‘Elem Çiçekleri’ nde ‘spleen’i ‘melâl’ ile karşılar. Bununla birlikte, şiirlerinde ‘melâl’ kelimesinin geçtiği dört şairin dördünün de bu kelimeyi, birbirinden farklı anlamlarda kullandıkları görülüyor:

Tevfik Fikret’te,

‘Hayata neş’e güneştir/Melâl içinde beşer/ Çürür bizim gibi’;

Yahya Kemal’de
‘Kalbimde vardı Byron’u bedbaht eden melâl’; Ahmed Hâşim’deki ‘Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz’in ‘melal’inin, İbrahim Alaattin Gövsa’nın Atatürk’ün ölümü üzerine yazdığı ‘Bir
milletin melâlini söyler derin derin/ Derya, önünde çırpınarak Dolmabahçe’nin, ’mısralarındaki ‘melâl’ ile anlamsal olarak hiç ilişkisi yoktur. Yahya Kemal’de, ‘melâl’, ‘spleen’den çok, 19. yüzyıl Romantik edebiyatın Almancada ‘Weltschmerz’; Fransızcada ise ‘mal de siecle’ ile ifade edilen ‘romantik acı’ kavramını karşılar
gibidir Yahya Kemal’in ‘Kalbimde vardı Byron’u bedbaht eden melâl’ kastettiği, bu ‘melâl’dir ;- romantik acı!

Fikret’de ve Hâşim’de durum farklıdır. Fikret’in ‘melâl’ini, içinde geçtiği mısraın bağlamından da anlaşılacağı gibi, ‘neş’e’nin karşıtı olarak anlamlandırmak gerekir. Fikret’te ‘melâl’, ‘keder’dir. Oysa Hâşim, ‘melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz’ derken tam da
Baudelaire’in ve genel olarak Sembolistlerin dilegetirmek istedikleri anlamda ‘spleen’i kastetmektedir. Dolayısıyla, Hâşim’de ‘melâl’i anlayabilmek için Baudelaire’e başvurmak gerekir.

Baudelaire’in Les Fleurs du Mal’ inde‘Spleen’ başlıklı dört şiiri var. Bu şiirlerin Sait Maden, Ahmet Necdet ve Erdoğan Alkan tarafından yapılmış çevirilerine baktığımızda: Sait Maden’in
ve Ahmet Necdet’in ‘Spleen’i, ‘iç sıkıntısı’, Erdoğan Alkan’ın ise sadece ‘sıkıntı’ ile karşıladıklarını görüyoruz. Ama işte burada, iç sıkıntısı ya da sıkıntı’nın spleen’in, dolayısıyla da Haşim’deki melâl’in anlamını tastamam dilegetirmiş olduklarını söylemek mümkün değildir. Dikkate değer olan, Tevfik Fikret’in ‘keder’ anlamında olumsuzladığı ‘melâl’in, Hâşim’de tam tersine, olumlayıcı bir anlamda kullanılmış olmasıdır. Bu elbette bir çelişki
değil: Zira, yukarıda da belirttim: Fikret’te ve Hâşim’de ‘melâl’, birbirlerinden çok farklı anlamlara gelmektedir.

İbrahim Alaettin Gövsa’nın şiirindeki ‘melâl’ ise, bir matem ifadesi olarak, ‘büyük üzüntü’anlamına geliyor;-Atatürk’ün ölümünden dolayı milletçe duyulan büyük üzüntü! Tahsin Saraç, Fransızca Türkçe Sözlük’ de ‘nedensiz sıkıntı, iç kararması, bunalım’ karşılığını veriyor ki, bu da tam anlamıyla ‘spleen’i karşılıyor değildir: Şemseddin Sami’nin Kaamus-u Fransevî’sindeki ‘ömründen bıkmak’, bir karşılık olabilir, gelgelelim, ‘bir nevi cinnet’ veya ‘bir nevi merak’ veya yine Şemseddin Sami’nin verdiği bir başka anlamın ,’spleen’ ile hiç ilgisi yoktur.

Peki ‘melâl nedir? ‘büyük üzüntü’ mü, ‘iç kararması’mı, ‘nedensiz sıkıntı’ mı, ‘yaşam bıkkınlığı’ mı ,’iç sıkıntısı’ mı;-Hangisi? Yoksa hepsi mi? Sözü Hilmi Yavuz’a bırakalım: ‘hurufî şiirler’de
‘harfler ve melâl’ şiiri şöyle biter:

‘o herhangi hüzünlerde kalan kalbim bile yok;
harflerin ormanında çok çok dolaştı;
ağacı, yaprağı, çiçeği aştı;-ama yok!
bir karşılık bulamadı melâle…’

N o t l a r:
Birand, Kamıran, Aydınlanma Devrinin Devlet Felsefesinin Tanzimatta Tesirleri, Ankara
Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınlar, Ankara 1955. Birand, ‘romantik acı’ kavramının,
Victor Hugo’nun ‘Romantizmi’nin ‘Tanzimat yazarları tarafından tanınmış’ olduğunu bildirir ve şöyle der: ‘Tanzimat literatürü Namık Kemal’le Batı dillerinde “mal de siecle” yahud
“Weltschmerz” diye ifade edilen Romantik acı duygusunu da dile getirmiştir’. Byron’un bir Romantik olduğu düşünülürse, Yahya Kemal’in Byron’a atfettiği ‘melâl’in, ‘romantik acı’ olarak okunması gerekir.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir