Sanırım sekiz yabancı futbolcu almak mümkün, altıdan fazlası aynı anda oyunda olmamak şartıyla. Yani her takım kadrosunda sekiz yabancı bulundurmak hakkına sahip. Yüzde yedi civarında faizle borçlanmaya hazır olmamıza karşın döviz bulamadığımız, Katar’dan bile borç para aldığımız bir dönemde, bu haberin neresinden tutsanız elinizde kalır. Ayranı yok içmeye tahteravanla gider mıçmaya diyerek alay ettiğimiz kaba saba züğürt ağanın halidir bu.
Ülkede sanki hiç kimse bunun farkında değil. Memlekette tehlikeli bir paradigma körlüğü var; bunalımlı ergenlerde sıkça gördüğümüz kafa dağınıklığına, şaşkınlığa benziyor. Öncelik nedir bilmek yerine, sürüye kapılmış bir tavır. Yaygın bir mirasyedi vurdum duymazlığı ve hesapsızlığı. Ahmaklıkla aptallık arasında gidip gelen tuhaf bir akıl tutulması hali. Bu tavrın en somut biçimde kristalleştiği yerlerden birincisi siyaset dünyası ise ikincisi yeşil çimenlerle bezenmiş, etrafında holiganların kendinden geçtiği stadyumların çevrelediği futbol sahaları. Bu ikisi arasındaki ahlak dışı bağlantı noktalarını, etik değerleri hiçe sayan abra kadabralarla dolu ayak oyunlarını şimdilik bir yana bırakalım, futboldaki toplumsal izansızlığa mercek altına almak yerine kuş bakışı şöyle bir dikkatle bakalım.
Uzun uzadıya yazmaya gereksiz.
Batmamış futbol takımı yok.
Devlete yük olmamış takım varsa, ben bilmiyorum. Hepsi müflis.
Futbolda başarı namına bir şey de yok.
Biz ne yapıyoruz peki?
Zaten kıt olan kaynaklarımızdan oraya ayırıyoruz, borçla bulduğumuz paraları işsizlikle yoksullukla mücadele yerine, o tasarruflarla üretim için yatırım yapmak yerine, gençlere daha iyi eğitim vermek için harcamak yerine.
Yabancı futbolculara transfer parası diye ödüyoruz.
Olacak şey midir bu?
Olur, tabii. İtibardan eğlenceden hovardalıktan tasarruf olmaz diyorsanız…
Yazıktır bu ülkeye.
29 Mayıs 2020


