Virüsten Demokrasi Dersi

Virüsün hasarını azaltmak için mücadele eden ülkelerin altı aylık deneyimlerine dikkatlice bakınız, bu sürecin bize önemli bir demokrasi dersi verdiğini göreceksiniz. Olgun demokrasilerle diğerleri arasında ve devleti, topluma hizmet sunma olanağı olarak görenlerle, onun bir iktidar veya menfaat aracı gören ülkeler arasında virüsle mücadele döneminde de önemli tutum farkları ortaya çıktı. Kaliteli yönetimler hayatı ve toplum çıkarını önceledi, ötekiler virüsle mücadele döneminde bile en çok kendi çıkarlarını kolladılar. Amerika ve Almanya arasındaki farka bakınız mesela. Gelecek seçimleri düşünen çakallarla gelecek nesilleri düşünen gerçek yöneticiler arasındaki fark aşikar gibi. Toplumların tepkileri de benzer şekilde farklıydı elbette. Lider toplumunu kendine benzetiyor, toplum da layık olduğu lideri buluyor kendine. Bu arada, Brezilya’da ve Amerika’da halkın yer yer gösteriler yaparak, öylesi siyasetçilere karşı tavır koyduğunu da not edelim. Kitlelerin kırılmasını önemsemeden ekonomi çarkını döndürmek için virüs yokmuş gibi davranarak böylece doğanın hükmünü icra etmesine izin vermeyi düşünenler de oldu. İngiltereye ve Boris nam demagoga bakınız.

Kafa şöyle çalışıyor olmalı:
Bir süre sonra toplum sürü bağışıklığı kazanacak ve her şey hallolacaktı. O arada milyonlarca insanın ölmesi ise, doğanın tercihi sayılacaktı. Kaldı ki, zayıfların dayanıksızların ölmesi masrafları azaltarak, ülke için daha güçlü bir ekonomi yaratmanın yolunu açacaktı. O arada, ekonomi daha hızlı büyürdü, ülke güçlenirdi, böylesi milli çıkarlara ve kararı veren büyük devlet adamlarının seçim hesaplarına çok daha uygun olurdu. Bu saçmalıkları açıkça böyle söyleyen elbette olmadı. Bu da dünyada dalga dalga yayılan uydurinandır demokrasisinin faziletlerindendi. Akdeniz ruhunun kuralları ihlal etmekten hoşlanan keyifbaz İtalyası, pandemi başlangıcında ciddi kayıplar verdi. O kadar ki acil ünitesi ve araç yetersizliği yüzünden doktorlar zaman zaman isyan ettiler. Hayat kurtaracak tek boş yatağa kimin yatırılacağına, eldeki tüpün kime tahsis edileceğine, aynı zamanda kimin çok büyük bir ihtimalle ölüme terk edileceğine karar vermek zorunda kaldıkları için. O doktorlardan birinin karar verme anındaki acınası halini anlatan bir hikaye yazılır mutlaka, yakında filmi de yapılır. İki insan arasında tercih yapmak doktora elbette ağır gelir. Sadece doktora değil, yüreğinde merhamet olan herkese zor gelir. Siyaset cambazları için ise kendi çıkarlarından ve yandaşlarının ayakta kalmasından başka hiçbir şey sorun değildir. Sert oldu ise ağırlığını siz paşa gönlünüze göre ayarlayın.
Diyeceğim şu:
Politikacıların insani duyarlılık sahibi, adil ve dürüst devlet adamları gibi davranmaları, en çok olgun ekonomilerin gelişmiş demokrasilerinde bir ölçüde mümkün oluyor. Toplumun onlardan bunu talep etmeleri ise dürüst yönetimin gerekli şartlardan. Etik değerlerin yerleşmemiş olduğu toplumlarda ve özellikle gelir dağılımı çarpık ve benmerkezci genç demokrasilerde bu şartlardan ne yazık ki hiçbiri gerçekleşmiyor. Yandaşlık, yanlışlık ve çıkarcılık yönetimlere, siyasal hayata ve topluma egemen oluyor. O nedenle, yalan dolanla ve gerçeğin önemsizleştirilmesi gibi ileri tekniklerle geliştirilmiş çağdaş barbarlık, acımasız hükmünü oralarda farklı düzeylerde icra ediyor. Demokrasi ve uygarlık kisvesine sinsice bürünerek tabii.
29 Mayıs 2020

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir