Siz böyle bir kitaplığı miras bırakacak bir yakınınız olsun, ister miydiniz? Geçenlerde ölen çağımızın en önemli yazar ve düşünürlerinden Umberto Eco bu kitaplığı torununa bırakmış.
Servetlerin sonraki nesile miras yolu ile aktarılmasında uzun zamandan beri gelenektir, ben bu gelenekte hep kekremsilik bulmuşumdur. Başkalarından ya da toplumdan edinilip biriktirilen servetlerin aile üyelerine bırakılmasını kutsal bir hak diye görenleri kınayacak değilim. Günümüzün gayet mülkiyetçi ve benmerkezci dünyasında onları bir dereceye kadar anlıyorum. Öte yandan, büyük servetlerinin bir kısmını çocuklarına, yakınlarına bırakıp kalanını toplum yararına çalışan derneklere vakıflara ya da muhtaçlara bağışlayanların sayısı giderek artıyor. Aile dışındaki muhtaç bireylere ya da topluma yararlı kurumlara kuruluşlara miras bırakmayı tercih edenlere gıpta ediyorum, saygı duyuyorum. Bu tür aykırı ama bence doğru bir tercihi yapanlardan biri Sting. Ünlü şarkıcı, ailesinden kimseye miras bırakmayacağını, çocuklarının kendi paralarını kendilerinin kazanacağına inandığını açıkladı. Dinlemeye doyamadığım Çöl Gülü şarkısı ile yüreğime yirmi yıl kadar önce altın harflerle yazdırdığı adını, böylece taçlandırmış oldu. Umberto Eco ise çağımızın en büyük düşünürlerinden. Yazar, filozof, sanatçı, bilim adamı, şair ve yaman bir nüktedan. Hinlikte de üstüne yok. ‘Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti’ adlı kitabı, hiç bilmediğim duyarlıklar yarattı bende. Son otuz yılda, kafamdaki yığınla şeyi o duyarlık süzgecinden geçirerek, farklı bir bakışla yeniden inşa etmeye çalıştım. Romanlarından biri büyük ün kazandı. ‘Gülün Adı’ filme de çekilerek milyonlarca kişiye ulaştı. Kilise papazları arasındaki ilişkileri zaman zaman polisiye tadında anlatırken, din ve bilim çelişkisi ekseninde ilerliyor. ‘Somon Balığı ile Yolculuk’ anlatımda alaycı tonun ve parodinin tadını çıkarmayı öğretti. Öbür eserlerini de anıp, renkli kişiliğini anlatarak lafı uzatacak değilim.
Eco sıradan bir yazar değildir, illa sıradan diyeceksek her alanda özgün ve üretken bir bilim ve ön sırada bir sanat adamıdır. O kadar ki İncil’in dedektiflik romanı olarak okunmasının mümkün olduğunu iddia edecek kadar özgün bir düşünürdür; ama aynı zamanda ayağı yere basan bir kurmaca düşkünü ve uçuk bir bilim insanıdır.
Yazıyı kısa tutmak hatırına, meraklısı için bir bağlantı verip geçeyim. https://www.facebook.com/100001062050160/posts/2936931163018923?sfns=mo O kitaplığın resmini görünce aklıma gelen soru şu oldu:
Eco çapında ‘evrensel’ bir kişinin hazine değerindeki kitaplarını mesela bir genel kütüphane yerine torununa bırakmasına ne buyrulur? Onun sadık bir okuru ve hayranı olarak bunu düşünmeye de sormaya da sanırım hakkım var. Birçok sıradan fani gibi değil, birikimine ve eserlerine yakışan başka bambaşka bir şey yapmalıydı Eco. Kitaplığı için hiç düşünülmemiş ama topluma katkısı en çok olan yaratıcı ve özgün bir çözümü bulmak onun gibi sıra dışı bir sanatçıya adama çok yakışırdı. ‘Hayıflanmak boşuna, o da bir insandı sonunda, deyip geçelim,’ derseniz, bu da gayet mümkün elbette.
Ama bir şey daha var. Torununu tanımıyorum, bu resme ve altyazısına rastlayıncaya kadar onun bir torunu olduğunu da bilmiyordum. Ne iş yapar, bu muhteşem çalışma odası ile ilişkisi nedir, dedesinin yazdıkları ve paylaştıkları ile ne denli ilgilidir, elbette fikrim yok. Torunun da yazar ve mesela bir orta çağ uzmanı olduğunu düşündüğümüzde kitaplarını ona bırakmasını daha az kekremsi bulur muyuz? Belki. Aynı zamanda çalışmalarına yoğun destek veren en yakın asistanıysa? Muhtemelen, o durumda Eco’nun bu tercihi biraz daha anlam kazanır. Desem de, ‘Eco bambaşka bir çözüm bulsaydı keşke,’ diye düşünmekten büsbütün alamıyorum kendimi. Başka bir şey daha geldi aklıma şimdi. Kan bağının hayatımızdaki yerini görmezden gelecek hele yadsıyacak değilim. Ne var ki, bu küresel köyde hala aşırı bir öncelikle sadece kendi ‘kanımızdan’ veya mahallemizden olan kişileri kayırmak bence artık tutarlı bir tavır değil. Böyle bir tutarsızlığı belki pek ayıplamam, açıkçası rahatlıkla kabul de edemem. Şu şanslı toruna başka ne imtiyazlar sunmuştur hayat acaba, diye araştırmalıyım. Belki emeğiyle bu muhteşem ödülü de hak etmiştir, kim bilir.


