Ekonomik çıkmazımız üzerine birkaç laf etmeyi amaçlayan bu yazının başlığını Tabutta Rövaşata filminin adından göçürdüğümü itiraf ederek başlayayım. Adı kadar müthiş bu filmin en azından konusunu yazmak, böylece benim için son yılların en büyük yönetmeni Derviş Zaim’i ve Ahmet Uğurlu başta olmak üzere filmin değerli oyuncularını da anmak isterim.
Filmin konusunu, bir Ekşi Sözlük yazarı mükemmel özetlemiş:
ülkemizde halen varlığını sürdüren sınıflararası uçurumları, o dönemin gerçek olaylarından yola çıkarak ifade eden bir filmdir. bir yanda burjuva politik iktidarının başındaki kişinin, diğer bir adıyla başbakanın, halktan alınan vergilerle süs olsun diye satın aldırdığı tavus kuşları, öte yanda açlık, yoksulluk gibi dertlerin yanında, başını sokacak bir evi bile olmayan, gündüzleri umumi tuvalet bekçiliği, geceleri otomobil hırsızlığı yapan bir adamın, yetmezmiş gibi bir de aşk acısı çekmesini konu alır. ülkemizin alt toplumsal dokusunu resmeden bir çeşit mikrokozmozdur. ezilenlerin küçücük dünyası ile, ezenlerin galaksisi arasındaki milyonlarca ışık yılı uzaklığı ölçebilmemize imkan verir bu film… Nedendir bilmem; yıllardan beri bu filmin adı, avlusunda sabırla ceset bekleyen, bir yanı tahta kurusu yuvasına dönmüş ve yükünü aldığında sızlar gibi gıcırdayan bir tabut getirir aklıma; sonra da zihnimde, o tabutun üstünde sürünürken arada bir rövaşata yapmaya kalkışan topal bir pire canlanır. Dermanı iyice tükenmiş gösterdi pek seven hovarda futbolcular gibi sıçrar durur, onun çaresizlikten çırpınışlarını dışarıdan gören gözün rövaşata sandığını düşünürüm. Memleketin içinde bulunduğu ekonomik durumu bıçak sırtında diye görmek sanırım bu kişisel nedenle çok betimleyici geliyor. Eskiler teşbihte hata olmaz, derler. Evet bence kopuk çağrışımlarda da kusur aranmaz. Ekonomik durumumuzun tabutla pireyle ilgisi yok, desek de, bıçak sırtında olduğumuz kesindir. Dengeleri tamamen bozulmuş ekonomik hayat tamamen alt üst olmasın diye dışarıdan rövaşata gibi görünen bir yığın gelişi güzel atraksiyonla işleri hale yola koymaya çalışır gibiyiz. Enflasyon, cari açık, döviz kurunun ve bütçe açıklarının tırmanışı, yabancı yatırımcı kaçışı, borç sarmalı ve illa da işsizlik ve yoksulluk keskin bıçağın sırtıdır. Bunların üstüne, bir de pandemi kamburu bindi sırtımıza, hayatı bir süreliğine göre durdurdu, ulaşım ve turizmi görünür bir gelecek için bitirdi. İşsizliğin daha derinleşmesi, döviz sorununun şiddetlenmesi, yüzlerce binlerce firmanın iflasla yüz yüze gelmesi demek bu. Sonuç: Yoksulluk, daha fazla yoksulluk.
2018 Ağustosundaki ilk döviz krizinden beri her geçen ay daha aşikar şekilde, şatafatlı paketlerle, şirazesinden çıkmış ekonomiyi sözüm ona yeni önlemlerle, gelişi güzel ve akla ziyan uygulamalarla toparlamaya, bir bakıma nehri tersine akıtmaya çalışıyoruz ve nafile bir umutla benzerine dünya ekonomi tarihinde zor rastlanır rövaşatalar yapıyoruz. Mayıs başından beri atraksiyonlar daha sıklaştı, hemen her hafta sonu yeni bir kararla şapkadan başka bir tavşan çıkıyor. Bıçak sırtı rövaşata derken kastımın ne olduğunu futboldan ekonomiden anlamayanlar bile kavramıştır sanırım. Bu nedenle uzun uzadıya yazmayacağım. Hele hukuktan, tutarsızlıktan, ayıptan günahtan yasaktan hiç söz etmeyeceğim.
Diyeceğim sadece şudur:
Ekonominin temel kurallarını yok sayarsanız, başkalarının kaynağı ile zenginlik taslarsanız, israfı itibarın ve çakma asaletin göstergesi sanırsanız, bilimin gerekleri yerine etraftaki yardakçı aklı evvelleri esas alırsanız ve fena halde gecikmiş doğru kararları sürekli ertelerken günü kurtarmak İçin yanlış olduğu aşikar karakuşi uygulamaları inattan veya çaresizlikten sürdürürseniz.. Yaşanan sürecin, akıl sahipleri için sonucu bellidir. Bıçak sırtında her rövaşata örseler sizi, örselenir yaralanırken ülkenin refahını gençlerin geleceğini riske edersiniz. Kahraman sanılanların sonunda hain damgası yediği, tarihte yığınla örneği olan acılı bir süreçtir bu. Güçlüsünüz diye her yaptığınıza yerden göğe haklısınız diyenlerin gerçek yüzlerini son perde yaklaştıkça gösterecekleri bir süreçtir. Sizi zevkle kutsallaştıran kitlelerin zamanla şeytanlaştıracağını göreceğiz.
….
Zarına güvenen kumarbazların her şeyini göz göre göre kaybettiği, züğürt ağanın kuyruğu dik tut tutmak uğruna art arda taklalar perendeler attığı tükeniş sürecine çok benziyor rövaşata süreci.
Yeşil çimler üstündeki futbol için de aynen geçerlidir.
Çareler tükendikçe kaptan için gösterişli rövaşata yapmaktan ve bu arada talihe kadere kem gözlere lanet etmekten başka yapacak şey bulamaz. Takım oyununa dönmek için vakit geçmiştir artık, mümkün olmaz. Sürmekte olan oyunun kurallarına, yapısal sorunların çözümü için çok iyi bilinen bilimsel temellere odaklanmak da mümkün değildir artık. Beden mecalsizdir, idrak ise hem kör hem de sağır. Kötü gidişin varacağı berbat noktayı müflis kumarbazın çakırkeyfliğe bulanmış mahmurluğunu arada bir aşıp belli belirsiz sezseniz de duramazsınız, dönemezsiniz. Onca zaman inkar edilen gerçekleri artık fark edemezsiniz. Futbol sahasının yemyeşil çimenlerini bıçak sırtına, sporu rövaşata çaresizliğine dönüştürünce, hiçbir fren tutmaz olur. Artık gerisi an veya zaman meselesidir. Anları ve hayranları çırpınış rövaşataları ile atlatırsınız belki, ama zaman yürür, akıl görür, ne aklı ve idraki ne de zamanı durdurabilirsiniz. Vicdanları ise hiç susturamazsınız.
21 Temmuz 2020.
https://www.derviszaim.com/tabutta-rovasata-fotogaleri/


