Başı derde girmesin diye adını vermeyeceğim, boğazı düz müzmin muhalif bir dostum var.
Lafını hiç esirgemez, son aylarda küfürsüz de konuşmaz oldu. Yeni Türk otomobilimizin lansmanını izlemiş bugün, hemen aradı.
-Gördün mü yansmanı, çok fiyakalı yapmışlar beee, diye başladı.
-Yasman değil yahu, kırk kere dediler, kaç kere alt yazı geçti. Yansman da nerden çıktı, lansman, lansman.
-Gözümün nuru, ona takılma, ha yasman ha lansman, ha tasman. Düzeltmesen olmaz. Bırak onu da, söyle. Nasıl, beğendin mi yerli ve milli otomobili?
-Allah için güzel duruyor, dedim. Lale figürünü güzel düşünmüşler. Elektrikle çalışacakmış. O da çok iyi. Motoru bile yerli olacakmış. Çok heybetli duruyor. Yola iyi basıyor. Hem güçlü, hem çevik. Tam bize göre bence. Onca yıldan sonra, bir otomobil markamız olacak. Daha
nolsun? Vallahi gurur duydum.
Gülmeye başladı.
-Okumuş adamsın, ama burnundan ötesini göremiyorsun sen kardeşim.
-Ne diyorsun ya, neyi görmemişim? Töreni, lansmanı baştan sona izledim. Gayet güzel oldu.
Karakaş’ın güler yüzü. Sunucunun şirinliği. Herkesin yüzü gülüyordu. Tam bir bayram havası. Çok özlemişiz böyle sevinçleri.
-Bayram havası mı? Karnaval havası mı? Boş yapma da dinle. Nerede yapmışlar bu arabayı? Bursa’da diyecek oldum, fırsat kalmadı.
-İtalya’da. Bursa hayalimizdeki yer, olursa ancak yıllar sonra. Peki motoru nerden?
-Tümosan, demek üzereydim, yine kesti sözümü.
-Ne memosan, ne tümosan. Bizde otomobil motoru yok kardeşim. Bunu sağır sultan biliyor, ama körler görmüyor. Onu da üç beş sene sonra inşallah diyorlar. O kadar senede olmamış, birkaç yılda elektrikli otomobil motorunu, şarj istasyonlarını yaparız, diyorlar. Peki, milli
gururumuz bu otomobile koydukları motor hangi ülkenin yerlisi?
Bilmiyordum.
-Bence İtalyan, değilse Alman. Peki parçaları nerede yapılmış bu maket otomobilin?
-Neden maket diyorsun yahu? Modeli desen anlarım da, maket deyip aşağılamış olmuyor musun?
-Model desek ne olur ki, öyle diyelim. Parçalar nereden?
Cevap vermemi beklemedi bile.
-Eski imalatlardan almışlardır. Yeminle. Kesin çıkmadır yani. Zaten bizim muhteşem otomobilimizi birkaç yıl evvelki bir oto şovdan gözüm ısırıyor.
-Yok canım, yine çamur atıyorsun, dedim. Senin huyundur zaten.
-Yakında nerede sergilenmiş duyarsın bak. Söyle bakalım, tasarımını kim yapmış bizim Türk arabasının? Bir İtalyan. Kaç para almış dersin peki? Ondan bahseden yok.
Kızmaya başlamıştım.
-Yahu, nereden bileyim? Hamama giren terler. Her şeyin bedeli var. Kim iyi bir iş yapacak olsa memleket için, çamur atıyorsun sen de. Hava alanı için, köprüler için de öyle yaptın. Noldu? Eserdir bunlar.
-Bi şey olmadı, dedi. Nolcak, birkaç bin araç geçiyor köprüden, köprü de bütün memleketin üstünden geçiyor. Hava alanı desen.. Git git yol bitmiyor pistte. Eski havaalanı millete bahçe bile olamadı. Ne iş için kullanıldığını bilen yok. Bir fırsatını buluğ imara açılırsa şaşırmam.
-Açılırsa nolur yahu? Araziyi alıp götüren mi var? İmarın ne zararı olur? Her şeye böyle muhalif olmak ayıp bir şey, dedim. Bak, vallahi zor tahammül ediyorum sana.
-Ben soru soruyorum, sen kızıyorsun.
-Soru sormuyorsun yahu, resmen saçmalıyorsun sen. Memlekete tek çivi çakana bile saygı gösterip Allah razı olsun demek varken.. Böyle ileri geri konuşmak.. Bozgunculuk değilse, neyin nesi?
-Neyin nesi, söyleyeyim kardeş. Çivi memlekete çakılmıyor. Mabadımıza çakılıyor. Milyarlarca dolar harcanıyor, boş bir araba hayali için. Eti ithal ediyorsun, samanı ithal ediyorsun, soğan sarımsak bile yok, onlar da mercimek de ithal. En berbatı ne biliyor musun?
-Neymiş?
-Milli yemek fasulyeydi ya, onu da ithal ediyorsun.
-Ee, napalım yani? Yiyecek ithal ediyoruz diye araba yapmayalım mı? Göreceksin, yarın bütün dünya Türkiye’nin yeni otomobilini konuşacak.
-Bir taraflarıyla gülerek konuşurlar, emin ol.
-Olsa olsa kıskanırlar. Niye gülsünler?
-Motorun yok araba yapıyorsun, paran yok yatırım yapıyorsun. Babacım, sen sadece şov yapıyorsun. Bir şey soracağım.
Şarj istasyonları ne zaman kurulacak diye soracağını sandım.
-Sor bakalım, dedim.
-Sen tahtarevan hikayesini bilir misin?
Altından pislik çıkacağından emindim hikayenin. Sustum.
-Ayranı yok içmeye, tahteravanla gider çimmeye, derler hikayenin sonunda.
-Yani, diyecek oldum. Ne diyorsun? Ayranı da mı ithal edelim?
Şaşırdı. Bir an için sustu. Taşı gediğine koydum.
-Siz gelseniz, ayranı da ithal edersiniz valla.
-Güldürme beni kardeş, bak bir önerim var benim.
Meraklandım.
-Neymiş?
-Türk otosunun adını Masülye koysunlar bari.
-Masülye de nereden çıktı şimdi?
-Firaklı bir slogan için iyi ayak olur da ondan diyorum.
-Ne sloganı, seçim için falan mı?
-Yok yok, muhteşem otomobilin reklamlarında iyi gider. ‘Fasülye uyduramadık, Masülye verelim’ dersiniz mesela. Al bi tane daha. ‘Fasülyenin kokusu, Masulyenin dokusu.’ Seçimlerde de kullanışlı olur. ‘Fasulyeyi bırak, Masülyeye bak.’
-Ama dalga geçiyorsun, ayıp ediyorsun.
-Sizinkiler başlattı valla. Ha, ne diyeceğim?
-Allah rızası için iyi bir şey söyle artık, dedim. Çok gerdin beni.
-Şahane bir fikrim daha var.
Aklı başında bir şey der diye bir kez daha umutlandım.
-Nedir, söylesene. Muhteşem arabaya şahane fikirler uyar zaten.
-İstanbul kanalı yapılacak ya, araba kanala çıkınca yelkenli olsun. Boğazın sularında sülün gibi süzülsün. Olmaz mı?
-Valla güzel fikir, amfibik tank oluyor da, amfibik oto neden olmasın. Bizimkiler isterse onu da yapar.
-Sonra kanaldan kanatlanıp havalansın.. Bir kuş olup uçsun sonra, sevgilinin diyarına gitsin, öpücük kondursun sevgilinin pembe yanağına, orada da bir güzel lansman pardon yasman yahu her ne ise yapsın.
-Kes lan, dedim. Sen ince ince dalga geçiyorsun.
-Sizinkiler başlattı kardeeeş, dedi kahkahalar arasında.
Telefonu kapattım yüzüne.
Memleket ne çekiyorsa bu bozgunculardan çekiyor.


