İlk Gençlik Çağı

İkinci gençlik çağı
İkinci bahar mu deseydim yoksa, siz öyle anlasanız da olur.
İlk gençlik çağımız, yani ilk bahar, aynı zamanda yavru kuzular ya da tomurcuğundan patlayan çiçeklerinki gibi bir tatlı şaşkınlık çağımızdır. Ne kendimizi tanımış oluruz o yaşlarda, ne çevremizi, ne de dünyamızı. Nerdeyse tamamen çevremizin güdümünde yaşarız.
Korku ve kaygıyla yüklü ilk gençlik dönemi, kızlar için büsbütün acılıdır. Aile ve toplumun çeki düzen verdiği yeni yetme kız, giderek bir yandan kısmet beklerken bir yandan kendini erkeklerden korumak ve aynı zamanda kendini herkese ve hele oğlan analarına beğendirmek zorunda hisseder. Hiç eksilmeyen sebepsiz iç sıkıntıları, ard arda yaşanan hayal kırıklıkları ile yaşanan zorlu yıllar. Namus objesi olmak ağır iştir. Çok da emek ve çaba gerektirir. Her dem her yerde hazır ve nazır, kişisel tercihlere saygından habersiz bir çevrenin açık ve örtük baskısına dişini sıkarak dayanmak hele başkaldırmak imkansız gibidir. ‘Elalem’ veya herkes denen kitlenin gazabının çekilmemesi hatırına, sayısız haksızlık sineye çekilir. O haksızlıklar, sevgi kisvesine bürünmüş olarak konan yığınla baskıyı ve zaman zaman açık şiddeti de içerir. Kısacası, ilk gençlik çağında altın kafestedir güvercin, uçmak da ötmek de tabiatında vardır; ama ötecek olsa günahtır, kafesten çıkacak olsa yasaktır, gülü övecek sevecek olsa ayıptır; uyarılara uymazsa terbiye edilmek için tehdit edilir, tecrit edilir, ötmesin diye belki dili kesilir. Erkekler elbette biraz daha rahat, namus konusunda ise düpedüz imtiyazlıdırlar. Erkek egemen bir dünyada yaşamanın görünürde ve tabii ki göreli özgürlüğünden yararlanırlar.
Ne var ki, ilk gençlik çağında sorun, kız veya erkek bütün gençler için aslında aynıdır: Ailenin ve yakın çevrenin onayını takdirini kazanmak zorundadırlar. Onlardan talep edilen genel geçer değerlere uygun tercihler yapmak, çevreye uyumlu davranırken kendi benliklerini yok saymaktır. Tam da kendini, cinselliğini, kişiliğini, değerini, içinde bir ömür yaşayacağı dünyayı yeni yeni keşfetmeye başlamışken. Yani artık gerçekten var olmaya başladığı bir süreçte, kendini inkar etmesini ister toplum gençten. İlk gençlik çağı bu nedenle çoğu kişi bunalımla yıllar demektir.
Hayatın bundan çok daha acı gerçeklerinden biri ise bence şudur:
Yığınla insan, ikinci gençlik çağını yaşama şansı bulamaz, yani daha yirmisinde kendini inkar etmeye zorlanarak özünü katleder, ama gömülmek için mevta olmayı bekleyerek daha uzun yıllarca güya yaşar. Bu yüzden ikinci gençlik çağına, kaç yıl var olurlarsa olsunlar, insanlar nadiren ulaşır.

Bu fırsatı bulan kadın sayısı, bizimki gibi ülkelerde çok sınırlıdır. İkincisinde kadın da, erkek de artık daha kararlı ve elbette inatçıdır; iç dünyası her nasılsa diri ve güçlü kalabilmişse ve kalabildiği kadarı ile dış dünyanın taleplerine direnmeye başlar, onlara uygun kendi dünyasına öncelik verir; kimi öylesine kendine göre yaşar ki koca dünyaya metelik bile vermez. Tepkisellik egemen olur. Adetler, gelenekler, kurallar, yasalar vız gelir, tırıs gider.
İkinci gençliğini yaşayan kadınların kararlı tavrını, yetişkinler tabii ki arsızlık, utanmazlık, kimi zaman da ahlaksızlık olarak görür. Delirdi bile denir onlar için. Oysa ikinci gençlik çağını yaşama şansını yakalamış olanların asice görünen genel tutumunun temelinde, insanın kendinden başka hiç kimseyi mutlu etmek zorunda olmadığını azıcık da olsa anlamış olmak gibi yüce bir erdemin beton harcı vardır. Ikinci gençliğinde insan, kendi yaşamını işte o temel üzerinde gerçek anlamda ve nispeten daha özgürce inşa eder.
Ve ancak öylece huzur ve mutluluk bulur.
Diyeceğim şu ki..
O gencecik kadın dik duruşu ve korku bilmeyen pırıltılı bakışı ile daha yirmisine bastığında ikinci gençlik çağına girmiş hatta o deli çağın hatırı sayılır bir kısmını dolu dolu yaşamış gibiydi. Onu dağ başında, buz tutmuş kayaların arasından fışkırmış mor bir kardelen kadar güzelleştiren de zeytin yeşiline teşne simsiyah gözlerinden ziyade tam olarak buydu.
Mor kardelen karla örtülü bir dağ başında neyse, o da aramızda tüm ömrü boyunca aynen öyle herkesten farklı ve herkesten daha mutlu oldu.
6Ağustos 2016

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir