Prostat ve Otelin Asansörü

Her şey birbiriyle ilişkili diyenlere hep inandım. Benzetmelerin gücüne de elbette inanırım. Mesela, ‘dağ gibiydi babam, yanımda olmasa da ben ona yaslanırdım,’ diyenin babaya güven duygusundaki enginliği hemen anlarım. Çayda eriyen pesküvit dendiğinde de gerekli anlamları çıkarırım. Gözüne fener tutulmuş tavşan, trolle avlanmış balık dendiğinde de. Benzetmenin gücüne sığınarak hemen konuya gireyim. Diyeceğim şu ki, kaldığım otelin asansörü sanki prostattan muzdarip. Ne zaman geleceği belli değil, düğmeye basıyorsun kıpırdamıyor, hareket edip de gideceğin kata geldiğinde kapının açılması için tedirgince bekleyip duruyorsun. Bazen hiç açılmıyor, bazen açılır gibi yapıp kapanıveriyor. Bazen çağırma düğmesi, bazen gönderme düğmesi çalışmıyor. Tam prostat halleri yani. O kadar başına buyruk, o kadar ne yapacağı belirsiz ki bir ara bu asansörün ruhu mu var, diye düşündüm. Komuta kabul alanı daracık ve şaşkınlığın son kertesinde sürekli gelişigüzel takılan bir ruh bu, elbette gerçekten var ise. Her şey her şeyle ilişkili, meselesinden kalkıp tıpkı asansör gib hiç olmayacak bir yere vardım: bugünlerde memleketin ve memleket ahalisinin halini bu asansörden daha iyi anlatacak hiç bir şey yok bence. Neyse, olumlu yanından bakınca.. Büyük ruhlar bizim asansöre prostatı, memleketi halini daha iyi anlayayım, yığınla manyaklığa, çılgınlığa daha kolay katlanayım diye kattılar herhalde ve kaldığım oteli özene bezene onunla donattılar. Bana da asansörsüz ulaşamayacağım yedinci kattan bir oda ayırttılar. Bir yandan kahkaha atarken bir yandan bu satırları okuyup ‘bu herif ülkedeki karmaşaya baktıkça Diyarbakır’da kafayı yemeye başladı’ diyen olursa açıklayayım. Kaygılanmanız şimdilik gereksiz! Burada kırk dereceye varan sıcak var, hava ve yemekler müthiş güzel ve ortam pek heyecanlı. Az sonra, sabahın altısı olduğuna bakmadan, asansöre ve ona öykünen memlekete nisbet, bir parça mayomu giyip yarı çıplak yüzmeye ineceğim. Niyetim bu.. Ancak.. Her şey asansöre bağlı tabii.
Not:
Benzetme, memleketin hali ve prostat deyince.. Bir devlet büyüğümüz için, çaya bandırılmış pesküvit demişler, bence çok iyi tespit etmişler..
İki yıl sonra bir kez daha paylaşırken not:
İşte o devlet adamının zaferi. Sadece o değil, artık her şey ve herkes çaya batırılmış pesküvit gibi. Pelteleştikçe eriyik haline geldiğimiz kesin, ama içine düştüğümüz çukurdaki bu keskin kokulu sarı şey çay mıdır? Onu bilemedim. Yine de Afrin bana:)

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir