7 Aralık 2022Alıntı
Ağlamadan Okunur Gibi Değil
Ağlamadan Okunur Gibi Değil
Sinema sanatçısı Hüseyin Baradan, eşi Hayriye Baradan ile Yunan Adaları’na çıktığı gezide
büyük bir acı yaşadı. Gemi Girit’e yaklaşırken eşini kaybetti ,yapayalnızdı…
İşte o an kendi deyimiyle karşısında bir ” melek ” buldu.
” Melek ” Girit’te bir seyahat acentasının sahibi Manolis Gavrilakis’ti…
Gavrilakis, İlk kez gördüğü bu Türk’ün acısına ortak oldu , sıkıntılarını paylaştı… ” Annem ”
dediği Hayriye Baradan’ın cenazesinin İzmir’e çok kısa bir süre içinde gelmesini sağladı…
” Kurban Bayramı’nda , 45 yıllık eşim Hayriye Baradan’la uzun süredir görmeyi düşlediğimiz
Yunan Adaları’na gideceğimiz için çok mutluyduk ” diye söze başladı
Hüseyin Baradan…
Günlerdir sadece çok yakınlarının bildiği bir sırrı açıklamadan önce derin bir soluk aldı , ” o
acı günlere dönmek canımı acıtıyor ama artık yaşadıklarımı paylaşmak istiyorum ” dedi ve
başladı anlatmaya…
” Kurban Bayramı’nda Yunan Adaları’na düzenlenen bir geziye eşimle birlikte iştirak ettik…
Gezi Kuşadası’ndan başlayacak , Mikonos , Rodos , Girit ve Santorini Adaları’nı kapsayacaktı.
Gemimiz ” Odesus ” mükemmeldi…
Gemi kaptanı, 10 yaşına kadar Türkiye’de yaşamış bir Rum çocuğuydu. Gemide Türkler de
vardı… Hatta Batı Dersaneleri’nin sahibi de eşiyle birlikte gemideydi…
Rodos’a geldiğimizde, özel bir gündü…
Eşime ” dolaşmaya çıkalım mı” dedim… ” Kendimi iyi hissetmiyorum , ben gemide
dinleneceğim . Sen gez gel ” dedi bana…
Dışarı çıktım ama her yer kapalıydı . Açıkçası eşim yanımda olmadan pek keyif alamadım…
Kısa sürede döndüm gemiye…
Girit’e doğru yola çıktık…
Akşam yemeğinde yine dostlarımızla birlikte eğlendik… Saat 09.30 sıralarında gemi
sallanmaya başladı . Eşim tedirgin oldu , ” Hüseyin ben kamarada dinleneceğim ” dedi.
Ben de onu yalnız bırakmak istemedim.
Odamıza çekildik… Bu arada, eşim ” ben fena oluyorum ” deyince telefonla doktoru
çağırdım.. İnanmazsınız ama, bir ambulansta bile olmayacak sıhhi teçhizatla, bir doktor ve
iki hemşire iki dakika içinde kamaraya girdiler.
Hemen eşime müdahale ettiler… Tansiyonunu ölçtükleri sırada , ” Hüseyin, ben ölüyorum ”
dedi ve gitti…
O doktorların gayretini yaşamayan bilemez . Ama sonuçsuz kaldı…
Donup kaldım… Beni dışarı aldılar . Gemi personeli benim için seferber oldu . Girit’e geldik ,
gemi kaptanı , iki hemşire ve ben karakola , ifade vermeye gittik.
Gemi iki saat sonra kalkacak… Bize iştirak eden rehberler de ” ihtiyacınız olur “, diyerek 500
dolar bırakıp gittiler… Girit Adası’nda yapayalnız bir adamım . Param kısıtlı… Beni morga
götürdüler , polis ifademi aldı.
Perişan bir haldeyim . Karakolda genç bir adam var… Birden, ” Ben size yardım etmek
istiyorum ” dedi , ” Ben Comodor Seyahat Şirketi’nin sahibi Manolis Gavrilakis…”
Kendisine ” Çok teşekkür ederim ” dedim…
” Bakın çok yorgunsunuz . Ben şimdi sizi bir otele götüreceğim . Biraz dinlenin ” dedi…
Peki deyip çıktık,
” Astoria ” diye 5 yıldızlı bir otel… Orada sıkıntılıydım , yerimde duramadım… Az sonra
Manolis eşiyle birlikte geldi . Yarı İngilizce , yarı Rumca anlaştık..
Sohbetimiz sırasında , kendisine ” Manolis , benim vizem yok , gemi de gitti ben şimdi ne
yapacağım ” diye sordum…
” Sen bunu hiç düşünme . Ver bana pasaportunu , için rahat olsun…” diye yanıtladı sorumu…
” Manolis ne yapmam gerekiyor ” diye tekrar sordum…
” Beni dinler misin ” dedi ” Sen şimdi buradan git… Hayriye Anne’yi bana teslim et..”
Bir an şaşırdım.. ” Hüseyin ilk kez gördüğün bir adama nasıl güvenirsin ? ” diye kendi
kendime konuşurken , ondan bir teklif daha geldi:
” Ben size birşey sormak istiyorum… Sizde çok kıymet verilen kendinden büyük insana ne
denir ?..”
” Ağabey ” dedim..
” Müsaade edersen ben size ağabey diyeceğim . Buyrun yazıhaneme gidelim ” dedi.
Yazıhane çok güzel bir yerde… Ben ağlıyorum , ama onun nişanlısı benden fazla gözyaşı
döküyor . Şaşkın bir haldeyim…
Manolis , ” Ağabey ” dedi , ” Ben herşeyi ayarladım . Şimdi sen buradan uçağa bineceksin ,
Atina’ya gideceksin… Havaalanında seni bir araba karşılayacak . Şoförün elinde, isminin
yazdığı bir levha göreceksin . Otelde 134 nolu odada kalacaksın.
Şoför ertesi sabah seni otelden alacak , Atina Havaalanına gideceksin.. Oradan Türk Hava
Yolları’nın 10.45 sefer sayılı uçağına bineceksin . İstanbul’a vardığında 14.35’te kalkan İzmir
uçağına bineceksin…”
Bunları söyledikten sonra , yazıhanesinin bir köşesinde bulunan ” ikonu ” bana uzattı ve
ekledi:
” Ağabey sen Müslümansın . İnanmayabilirsin ama al çantana koy . Bu seni rahatlatır…”
Aldım ikonu , çantama koydum.
Haydi şimdi havaalanına gidiyoruz ” dedi..
Peki dedim , ” Eşimin cenazesi nasıl gelecek ?..”
” Sen onu düşünme ” diye yanıtladı sorumu ve devam etti: ” Anne bana emanet… Bu işler
biraz fazla sürer , ama sakın merak etme… En kısa zamanda anneyi İzmir’e göndereceğim…”
Arabasına bindik , elinde bir paket , yolluk hazırlamış , suyundan ekmeğine varıncaya kadar
herşey var… Çekindiğimi anlayınca , ısrar etti :
” Bak bu saate kadar hiçbir şey yemedin… Bunları mutlaka ye..”
Bir de ilaç verdi , ” bunu da 6 saatte bir içersiniz . Sizi rahatlatır…”
Manolis ve eşi uçak kalkıncaya kadar bekledi . Beni uğurladılar. Uçakta yalnız kalınca ” 45 yıllık karını ellerin elinde nasıl bıraktın ” diye başladım içten içe ağlamaya…
Atina’ya geldik . Kapıda bir Mercedes , yanında bir şoför , elinde ” Mr. Baradan ” yazılı bir
levha… Dediği otele girer girmez telefonum olduğunu anons ettiler , danışmaya gittim…
” Abi ben Manolis , rahat geldin mi.. Ağlama bak , sakın ola ki otelde yememezlik içmemezlik
etme… Saatte bir arayacağım seni… İlacını içtin mi ? ”
Gece yatmadan önce , saat 01.00’de bir telefon daha… ” Abi hapı içersen sakın içki içme…”
Ertesi sabah 09.00’da araba geldi… Beni aldı , Atina Havaalanına vardık . İçeri girer girmez ,
yine telefon anonsu..
” Alo abi ben Manolis , nasılsın , iyi misin . Hiç üzülme , anneye otopsi yapıldı en yakın
zamanda göndereceğiz..”
Bu arada Hüseyin Aslan , Hakan Tartan , Dışişleri Bakanlığı devreye girmiş.. Hakikaten
bürokrası uzun iş… Geldik İstanbul’a…
Havaalanına iner inmez , ” Sayın Hüseyin Baradan , danışmaya gelmeniz rica olunur ” diye bir
anons… Gittim yine Manolis…
” Abi Manolis , geldin değil mi , şimdi rahatladım oh… İlacını içtin mi…”
Bu arada iki kez Hüseyin Aslan’ı üç kez de oğlumu aramış ” merak etmeyin baba az sonra
uçakla geliyor” diye…
İzmir’e gelince beni Ege Koop Genel Başkanı Hüseyin Aslan ile İzmir Büyükşehir Belediye
Başkanı Ahmet Piriştina karşıladı….
Büroya gelince , Manolis’i aradım… Bana söylediği tek şey ; ” Anneyi düşünme , cenaze pazar
günü geliyor ” oldu.
Pazar günü cenazeyi almaya gittiğimizde şaşkınlıktan dona kaldık… Manolis cenazeyi gelin
gibi süslemişti . Gözyaşlarımı tutamadım…
Ertesi gün Hocazade Camii’nde yapılan dini törenden sonra Hayriyemi toprağa verdik… Onca
kalabalığa karşın beni en çok duygulandıran, tam tören saatinde Manolis’in cep
telefonundan araması oldu:
” Abi üzülme sakın ha, ağlamayasın… Çok kalabalık var değil mi ?.. İnsanın sevilmesi kadar
güzel bir şey yok . Ben her zaman yanındayım artık..”
Eşimi defnettikten sonra Manolis’i aradım telefonla… ” Sevgili dostum… En acı günümde
yanımda oldun… Söyle bana , senin için ne yapabilirim ? ”
Tek birşey söyledi Manolis , ” Bunları düşünme , beni kardeşinin yerine koy bu bana yeter .
Ama ille de birşey yapmak istiyorsan , İzmir’in methini çok duydum , hele Kordon’u pek
güzelmiş… İkinci balayımı İzmir’de geçireceğim. Bana rakıyla balık ısmarlarsın , ödeşiriz…”
Gördüğün gibi Hürolcuğum ; yardımseverlik , ne dil , ne din , ne ırk hiçbir şey dinlemiyor .
İnsanlık başka bir olay… Biliyor musun , oradan buraya cenaze masrafları 6000 dolar… Uçak ,
yol , otel paraları bunun dışında… Söyle Allahaşkına , böyle bir iyiliği bugün kim yapar ?…
Bu yaşadıklarımdan sonra , Yunan Başkonsolosluğu’na , Yunan Dışişleri Bakanlığına , Kültür
Bakanlığı’na , Girit Valisi’ne , Girit Belediye Başkanı’na birer mektup yazdım .
Dedim ki :
” Sizin işte böyle bir vatandaşınız var , onunla gurur duyun…”
Acıyla dostluğu birarada yaşamak nasıl birşey bilir misin Hürol… İşte ben bunu ilk kez
gördüğüm bir insanla o kadar yoğun yaşadım ki…
İnsanlığını kaybetmiş bu kadar puştun içinde yaşarken , böyle şeyler bana çok ama çok ağır
geliyor…