Nuri Aslan

9 Ekim 2026

Önce Ölçüler Kaybolur -Moris Levi

Önce Ölçüler Kaybolur -Moris Levi

Tarihin en büyük matematikçilerinden Isaac Newton varlıklı bir adamdı. Çeşitli yatırımlar yapar servetini kendisi yönetirdi. Tarihi kayıtlarda 1720 yılında, yaklaşık £26.000 değerindeki çeşitli hisse senetlerini sattığı bugün görülebiliyor. *

Newton 1720 yılının ilk aylarında South Sea Co. isimli bir şirketin hisselerinden bir miktar satın almış. Kısa bir zaman sonra o hisse senetlerinin fiyatları yükselince de hisselerini satmış ve hatırı sayılır bir kâr elde etmiş.

Ama Newton sattıktan sonra South Sea hisselerinin fiyatları yüksek bir hızla yükselmeyi sürdürmüş. Newton'un çevresindeki insanlardan bu hisse senedini alanlar servet kazanıyorlarmış. Newton muhtemelen "Ya ben çok erken çıktıysam?” diye düşünmeye başlamıştır. Ve sonunda yeniden piyasaya girmiş ve üstelik artık fiyatlar artmış olduğu için sattığı hisseleri çok daha yüksek fiyatla almış.

Ardından lastik patlamış.

South Sea hisseleri hızla çökmüş.

O dönemde İngiltere'nin Maliye Bakanı olan John Aislabie bu ve benzer konular yüzünden soruşturmaya uğramış, Avam Kamarasından ihraç edilmiş ve suçlu bulunup bir süre Londra kulesinde hapsedilmiş. Anlaşılan South Sea Co hisseleri manipüle edilerek yatırımcılar aldatılmış.

Bu çöküşte pek çok yatırımcı bu arada Newton da çok ciddi zarar etmiş.

İnsanın aklı almıyor değil mi? Newton gibi bir deha nasıl böyle bir gol yer ?

Onun nasıl bir kafa olduğunu anlatmak için küçük bir anekdot paylaşacağım;

Büyük astronom Edmond Halley, bir gün Newton'a gök cisimlerinin yörüngelerini nasıl çizdiklerini sormuştu. Newton tereddütsüz ,

- Elips şeklinde demişti.

Halley;

- Nereden emin olabiliyorsunuz? diye sorunca da;

- Çünkü hesapladım, diye cevap vermişti.

Yani size 1700 lerin koşullarında, gezegenlerin milyonlarca kilometre uzaktaki hareketlerini hesaplayabilen bir adamdan bahsediyorum.

Hem bir matematikçi hem de bir yatırımcı olarak 1720 de 76 yaşındaki Newton nasıl olup da gerçeği göremeyecek kadar kar hırsına kapılmıştı ?

Bir arkadaşına bu olay üzerine şunları söylemiş olduğunu sanıyoruz;

"Ben gök cisimlerinin hareketlerini hesaplayabilirim, insanların çılgınlığını değil.”

Bahsedilen deliliğin boyutunu, Newton'un biyografisini de yazan William Stukeley'in günlüğünden görebiliyoruz. 2 Haziran 1720'de South Sea Co.'nin hisselerinin satıldığı finans merkezindeki manzarayı, günlüğüne şu şekilde kaydetmiş;

- Herkes işini, dükkânını unuttu, buraya koşuyor.

Ardından kalabalığı tarif etmiş:

- Soylular, hanımlar, brokerlar ve uşaklar hepsi aynı yerde, aynı heyecanın içinde.

Borsanın kötü bir şey olduğunu yazdığım sanılmasın. Hukuki ve ekonomik değerler içerisinde sınırlandığı ve şeffaf/doğru bilgilendirmelerin yapılabildiği zaman çok da yararlı bir enstrümandır.

Sorun; kötü niyetli manipülasyonlara -Newton'un deyimiyle- "çılgınca" kapılıp giden insanların neden bu hale geldiğidir.

Newton'un bile gözünü kör eden neydi?

Daha az kazanmış olmanın huzursuzluğu mu, yoksa başka bir şey mi?

Bugün artık bu sorunun cevabını vermek için FOMO ismini verdiğimiz insani bir güdüden bahsedebiliyoruz;

FOMO, İngilizce “Fear of Missing Out” ifadesinin kısaltmasıdır. Türkçeye “bir şeyleri kaçırma korkusu / geri kalma endişesi” diye çevrilebilir.

FOMO'nun en temel -ve en rahatsız edici- sorusu “Ben neyi kaçırıyorum?” değil, “Başkaları benden daha iyi mi yaşıyor?”dur.

Örneğin arkadaşlarının sürekli gezdiğini sosyal medyada görüp, “Herkes eğleniyor, ben bir şeyleri kaçırıyorum” hissine kapılmak FOMO’dur.

Ben tanımasamda sizin tanıdığınız birilerinden bahsediyor gibiyim değil mi?

Borsa gibi yatırım araçları söz konusu olduğunda da insanların çok büyük bir çoğunluğunu rahatsız eden az kazanmak değil, başkalarının onlardan daha fazla kazanabilmiş olmalarıdır.

Zaten borsa insan davranışlarını inceleyen bir gözlemci açısından çok renkli ve heyecanlı bir tiyatro sahnesine de benzer;

İyi denetlenmeyen ve şeffaf olmayan bir piyasada ortaya bir fikir atan ve fikrini hisse senetleri yoluyla satılığa çıkaran bir iş adamını düşünelim.

İnsanlar önce kuşkuyla bakar ve sonra ilgilenirlerse hisse senedini almaya başlarlar.

Sonra doğal olarak hisselerin fiyatları yükselir.

Bu satın alımı tetikler ve fiyatlar daha çok yükselir.

İş adamının cebindeki para da ilişkileri de artar.

Zenginler ona gelir.

Siyasetçiler onunla görüşür.

İnsanlar fikirlerini, tavsiyelerini hisselerini almak için sıraya girerler.

Ve sonunda iş adamının zihninde çok tehlikeli bir dönüşüm olur:

Artık kendi kendine “İşim iyi gidiyor”demiyordur, “Ben doğruyu görüyorum” diyordur.

Bir süre sonra gördüğü talep ve itibar -yaptığı işle / ürettiği faydayla - orantısız biçimde artmaya başlar. Kendisi bile “Ben doğruyu görüyorum” diyemediği noktada bu kez başka bir gerekçe bulur:

“Ben yanlış bir şey yapıp kimseye zarar vermiyorum ki. Silah zoruyla da satmıyorum.”

Bu sürekli artan hisse senetlerini alan yatırımcılar da benzer bir zihinsel tuzağın içine düşerler;

Kazandıkça "Ben bu işi biliyorum!" demeye başlarlar. Yani risk algıları körelir.

Beklentileri her seferinde yukarı çıkar. Dün servet saydıkları bugün yetersiz görünmeye başlar. Yani referans noktaları da değişir.

Ve belki en önemlisi: Fiyat her yükseldiğinde kendisine itiraz edenleri daha aptal olarak nitelendirirler.

Kötü gidişi içten içe sezerlerse bile kendi kendine söyledikleri şunlardır.

“Bu zaten herkesin yaptığı bir yatırım. İnsanlar aptal değildir”

“Zaten fiyat da yükseliyor; herkes kazanıyor.”

Ve en önemlisi;

“Ben neden almayayım? Başkalarından geri kalayım?”

Kimi başkalarının kazandıklarını kaçırmaktan korktuğu için içeri girer.

Kimide hep kazanmaya kolayca alıştığı için riski göremez hale gelip çıkamaz.

Önce ölçüler kaybolur ve sonra paralar uçar gider.

Çılgınlık aklın tamamen kaybolması değildir. Sahnede olan herkes yeterince akıllıdır. Ama akıllar sürekli gelen ödüller tarafından yavaş yavaş susturulmuştur.

Vicdan da akıl gibidir, ama o başka hikaye...

------

Not; 1720 deki 26.000 sterlini hesaplattım bugün yaklaşık 6 milyon sterlin kadar olduğunu chat GPT yazdı.

Not2; Bana FOMO 'yu anlatan Dani Altaras dostuma teşekkür ederim.

Not3; 1965'te Rolling Stones “(I Can't Get No) Satisfaction” (Tatmin olamıyorum) adlı şarkıyı çıkardı. Şarkının merkezinde de benzer bir huzursuzluk vardır: "Ne kadar uğraşsam da bir türlü yetmiyor, tatmin olamıyorum."

Şarkıyı yorumlarda sizinle paylaşıyorum.

-----